$ DOLAR → Alış: 15,91 / Satış: 15,98
€ EURO → Alış: 16,84 / Satış: 16,90

İnsanoğlu şaşırırsa Helak olma sebepleri nelerdir?

İnsanoğlu şaşırırsa Helak olma sebepleri nelerdir?
  • 19.06.2017

Beşiktaş belediyesinin yaptığına bak

Belediye binasına sapıkları temsil eden bayrak astılar.

Üç beş sapık insan istedi diye bunu yapıyorlar.

İnsan hakları dediysek bu kadar demedik indirin lan bu bez afişi

Üç beş sabık insanın yüzünden insan oğlu telef mi olacak

Türkiye’de her gün şehit verirken ilk olarak 15 temmuz şehitler köprüsünde LGBT renkleriyle köprümüz aydınlatıldı ve bugünde bu yetmezmiş gibi Beşiktaş belediyesi binasının önünde 25 hazirana 1kadar LGBT bayrağı asılı duracak. Müslüman bir ülkede yaşıyoruz ve vatanımız için her gün temiz bir nesil, dejenere olmamış, ahlaki değerleri yüksek bir nesil bırakmaya çalışıyoruz. Vicdanımızın sesini dinleyerek duyarlı vatandaşlar olarak bu durumdan ne kadar rahatsızlık duyduğumuz ve bir an önce bu mübarek ramazan ayında bu bayrağı bir an önce inmesini Beşiktaş belediyesini arayarak isteyelim inşallah. Beşiktaş belediyesi numarası 444 4 455

beşiktaş.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Lut Ve Lut Kıssası ..

Hz. Lut’un Soyu

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Lut’un kimliği, doğum yeri, yaşadığı zaman dilimi ve babasının kim olduğu hakkında detaylı bilgi yoktur. Kur’an-ı Kerim’e göre, kıssaların meydana geldiği yıl ve gün, şahısların kimlikleri ve bunların tarihi kronolojik sıraya göre verilmesi önemli değil, olayın ibret ve öğüt alınacak noktaları önemlidir. Bizler Hz. Lut’un künyesi hakkındaki ayrıntılı bilgileri bazı tefsir kaynaklarından ve tarih kitaplarından öğrenebilmekteyiz. İslami kaynaklarda geçtiği üzere Terah’ın üç tane oğlu vardır. Haran, İbrahim ve Nahor. Hz. Lut, Haran’ın oğlu, (Azer)Terah’ın torunu ve Hz. İbrahim’in yeğenidir. Bu bilgiler Kitab-ı Mukaddes’teki bilgilerle de örtüşmektedir. Hz. Lut, babası Haran’ı küçük yaşlarda kaybetmiş ve belli bir dönem için amcası Hz. İbrahim’in himayesi altına girmiştir. Bu meyanda Muhammed Esed Kuran Mesajı kitabında Hz. Lut’un peygamberlerin atası olan Hz. İbrahim’in soyundan gelmemesine rağmen iki sebepten ötürü Hz. İbrahim’in zürriyetinden sayıldığını ifade etmektedir. Birincisi, Hz. Lut’un babası Haran’ın ölmesiyle birlikte ilk gençlik yıllarından itibaren belli bir döneme kadar Hz. İbrahim’i babasının ardından giden bir çocuk gibi takip etmesi ve Hz. İbrahim’in himayesi altına girmesi. İkincisi, eski Arapça kullanımında amcanın çoğunlukla “baba” olarak ve yeğenin de “oğul” olarak tanımlanmasıdır. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de genelde Hz. İbrahim ile ilgili ayetlerin devamında Hz. Lut’un isminin zikredilmesi de Hz. İbrahim ile Hz. Lut arasında bir kan ve dil bağının olduğunu göstermektedir.

Hz. Lut’un soyunu araştırırken peygamberlerin atası olan ve Hz. Lut’un amcası İbrahim (a.s) hakkında da kısaca bilgi vermek istiyoruz. Hz. İbrahim, En’am suresinde anlatıldığı üzere kendi toplumunun putperestlik paralelinde gelişmiş değerlerini kabul etmeyerek tek başına put yapan ve puta tapan babası Azer  dâhil tüm putperest kavmini karşısına almış ve tevhit mücadelesini korkusuzca yerine getirmiştir. Bu çerçevede daha küçük yaşlarda babasını kaybeden ve amcası Hz. İbrahim’in himayesinde yaşayan Lut (a.s), Hz. İbrahim’in Allah Teâlâ’nın kâinatın yegâne hâkimi ve yaratıcısı olduğuna dair sözlerini işitmiş ve ona ilk iman eden kişi olmuştur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu husus şu şekilde ifade edilmektedir :

“ Lut ona (Hz. İbrahim’e) iman etti. Doğrusu ben Rabbime hicret ediciyim. O şüphesiz Azizdir, Hakimdir dedi.”

Rivayetlere göre Lut (a.s) ve kavminin yaşamış olduğu yer günümüzde Ürdün olarak bilinen Irak ile Filistin arasındaki topraklardır. Kur’an-ı Kerim, Lut (a.s) kavminin yaşadığı yerin cahiliye Arapları tarafından gerçekleştirilen ticaret kervanlarının yolu üzerinde olduğunu şu ayetlerle anlatır :

“Siz sabah akşam, onların yaşadıkları yerlerden geçmektesiniz. Düşünmeyecek misiniz?”, “O şehrin kalıntıları işlek yollar üzerinde hala durmaktadır . Bunda iman edenler için bir ibret vardır.”

Hz. Lut’un Hz. İbrahim İle Yolculuğu

Hz. İbrahim, kendisinin kâinatın yaratıcısı ile ilgili söylediği sözlerini dinlemeyen kavmini uyarmış, babasının ve kavminin putlarını kırmış ve tek bir
Allah’a yönelmelerini sağlamaya çalışmıştır. Fakat kavmi, onun davetini dinlemeyerek onu ateşe atıp yakmak istemiştir. Hz. İbrahim, bu olaylar üzerine evini ve yurdunu terk ederek Milattan önce 1800 yılları civarında Allah Teâlâ’nın emir ve işaret buyurduğu topraklara hicret etmiştir. İbrahim (a.s), bu yolculuğunda Hz. Lut’u, eşi Sara’yı ve kendisine tâbi olan sahabileri yanına alıp ilk önce Harran şehrine gitmiştir. Bir müddet burada ikamet ettikten sonra buradan Şam şehrine; fakat burada da kıtlık baş gösterince Mısır’a hicret etmiştir. Mısır’da Allah, Hz. İbrahim ailesine ve Hz. Lut’a geçim bolluğu, servet ve hizmetçiler ihsan etmiş; ancak, Firavun’un saldırısı ve zulmünden dolayı Hz. İbrahim, yanındakilerle birlikte buradan ayrılmak zorunda kalmıştır. Hz. İbrahim, tekrar Şam’a doğru hareket ederek Filistin toprağındaki Seb’ denilen yerde konaklamış ve buranın yöneticisi olmuştur. Hz. Lut ise vaaz ve tebliğin inceliklerini, davetin zorluklarını bu yolculukla amcasından öğrenmesiyle birlikte Allahın emriyle kavmini irşat etmek üzere Ürdün topraklarında Ölü Deniz kıyısındaki Sedum (Sodom) bölgesine yerleşmiştir. Böylece Hz. Lut bu topraklardaki insanların hem yöneticisi hem de peygamberi olmuştur.

 

Hz. Lut’un Sodom bölgesine hicretiyle alakalı İslami kaynaklarda muhtelif görüşler yer almaktadır. Asım Köksal Peygamberler Tarihi kitabında Hz. İbrahim’in Hz. Lut’a, sahip oldukları malların, küçük ve büyük baş hayvanların çokluğu ve otlatılacak alanların eksikliği nedeniyle Sodom ve Gomora bölgesine yerleşmesi gerektiğini belirtmesi nedeniyle yani tavsiye üzere Hz. Lut’un Hz. İbrahim’in yanından ayrılarak Sodom bölgesine yerleştiğini ve daha sonra burada görevlendirildiğini ifade etmektedir. Burhanoğlu Kadı Nasıruddin Rabguzi Kısasu’l Enbiya adlı eserinde ise bu konuyu şu şekilde açıklamıştır: Hz. Lut, İbrahim (a.s) ile birlikte Mısır’dan döndükten sonra Mukaddes topraklarda çiftçilikle uğraşıyordu. Bir gün Cebrail (a.s) kendisine görünüp Sodom bölgesine Allah tarafından peygamber olarak tayin edildiğini belirtti. Lut (a.s) da “Acaba bu işi yapabilir miyim?” diye endişelendi ve gidip durumu amcası Hz. İbrahim’e bildirdi. Hz. İbrahim her ne olursa olsun ilahi emre boyun eğmesi gerektiğini Hz. Lut’a tavsiye etti. Hz. Lut ilahi emir üzere Sodom bölgesine hicret etti.

Mevdudi Tefhimu’l- Kur’ân kitabında şöyle der :

“Ne yazık ki, Yahudiler tarafından tahrif edilmiş olan eldeki Kitab-ı Mukaddes’te Hz. Lût’un şahsiyeti lekelenmiştir. Başka hususlar bir tarafa Ürdün topraklarında icra ettiği vazife, İbrahim’in sığır sürüleri ile arasında çıkan bir anlaşmazlık sonunda mümbit bir toprağa göç olarak tanımlanmıştır. Fakat Kur’ân bu iddiayı çürütür ve Hz. Lût’un bir Resul olarak tayin edilmiş olduğunu ve oraya halkı ıslah etmek için gönderildiğini söyler.”

Biz bu konuda Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ’nın “Şüphesiz Lut da gönderilmiş peygamberlerdendir” sözünden hareketle Hz. Lut’un Kitab-ı Mukaddes’te iddia edildiği gibi amcası Hz. İbrahim’in çobanlarıyla kendi çobanları arasında çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle mümbit toprakları tercih ettiği için değil, hakeza mallarının çokluğu nedeniyle amcası Hz. İbrahim’in tavsiyesi üzere değil, sadece Allah’ın emri ve dilemesi nedeniyle amcası Hz. İbrahim’den ayrılarak Sodom bölgesine hicret ettiğini düşünmekteyiz.

Hz. Lut’un Peygamberliği

Kur’an’a göre Peygamberler, Allah’ın dinini yeryüzünde temsil eden, Allah’ın mesajını insanlara ulaştıran, hak ile batıl arasında müjdeleyici ve sakındırıcı olarak hayatlarını cihada adayan, insanlar arasından Allah tarafından seçilmiş günahsız kişilerdir. Nitekim Lut (a.s) da kaynaklarda ifade edildiği üzere şirke, delalete, cehalete, çirkin bir fuhşa bulaşmış kavme doğru yolu gösterici olarak Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Lut’un kavmini hakka davet etmesi için resul olarak tayin edildiği aşağıdaki ayetlerde açıkça ifade
edilmektedir.

“ Süphesiz Lut da gönderilmiş peygamberlerdendir.”

“ Kardesleri Lut, onlara şöyle demişti: Allah’a karsı gelmekten sakınmıyor musunuz? Şüphesiz ben sizin için emin bir peygamberim.”

“ Lut’u da peygamber olarak gönderdik. O vakit kavmine şöyle demişti. Siz görüp durduğunuz halde hala bu çirkin işi mi yapıyorsunuz?”

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Lut’un peygamberlik vasfına ilaveten kendisine verilen ilim, hikmet ve hidayet gibi bir takım üstünlük ve faziletlerin de olduğunu görmekteyiz. Bu noktada En’am suresinde, Allah Teâlâ’nın Hz. Muhammet’e örnek olarak sunduğu on sekiz peygamber anlatılırken şöyle denilmektedir .

“İsmail’e, Elyasa’ya, Yunus’a ve Lut’a da hidayet verdik. Hepsini âlemlere üstün kıldık.”

Enbiya suresinde Hz. Lut’a verilen nimetler şöyle sıralanmaktadır.

“Lût’a da hüküm ve ilim verdik. O’nu çirkin isler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir kavimdiler. Ve onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o Salihlerden birisiydi”

Bu ayetlerde Hz. Lut’a dört farklı nimet verildiği zikredilmektedir. Müfessirlere göre bu nimetler ve ihtiva ettikleri manalar şu şekildedir.

  1. Hüküm ve Hikmet: Adaletle hüküm vermeyi ve hikmetli davranmayı sağlayan bilgi.
  2. İlim: Vahiy bilgisine sahip olup din işlerini kavramak.
  3. Lut kavminin yaptığı kötülüklerden ve azaptan kurtulması.
  4. Rahmete dâhil edilip salihler zümresine nail olması. Buradaki rahmetten maksadın İslam, sevap veya cennet olduğu belirtilmiştir .

Kaynaklarda geçtiği üzere Hz. Lut, Semud ile Medyen arasında yaşayan bir millete Hz. İbrahim’in şeriatı üzerine peygamber olarak görevlendirilmiştir . Bu bölge Kur’an-ı Kerim’de altı üstüne getirilen, tersyüz edilen bölge manasında el- Mü’tefikat olarak isimlendirilmektedir. Kaynaklarda Hz. Lut’un peygamberlik yaptığı el-Mü’tefikat bölgesinde beş şehrin bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu şehirler: Sodom, Admah, Sebaim, Soar ve Amora’dır.

KUR’AN-I KERİM’DE LUT KISSASI

Lut Kavmini Helake Götüren Sebepler

Kur’an-ı Kerim’de Lut (a.s) kavminin helakine sebep teşkil eden en belirgin günahın cinsi sapıklık olan homoseksüellik olduğu çeşitli ayeti kerimelerde anlatılır.

“Hani Lut kavmine şöyle demişti: Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz.”

“Lut kavmine şöyle demişti: Gerçekten siz kendinizden önce âlemlerden hiç kimsenin yapmadığı çirkin işi yapıyorsunuz.

“Lut’u da Peygamber olarak gönderdik. O zaman kavmine şöyle demişti: Siz görüp durduğunuz halde hala bu çirkin işi mi yapıyorsunuz.”

5Ayet meallerinde ifade edildiği üzere eşcinsel ilişki ilk defa Lut (a.s) kavmiyle birlikte başlamıştır. Fahreddin Razi bu konuda şu şekilde bir izahta bulunmuştur. Lut kavmi öncesinde de bireysel olarak bu çirkin iş yapılmış olabilir. Fakat ayette kastedildiği üzere kavmin çoğunun birlikte bu çirkin işi yapması, aynı zamanda bu kötü fiili işlemek suretiyle haddi aşarak ısrar etmesi bu manada bir ilk olmuştur. Ali Bulaç Din ve Modernizm kitabında ise eşcinselliğin ilk önce Lut kavmiyle birlikte Mezopotamya’da daha sonra da Yunan’da görüldüğünü ve bunun da Kur’an’ın dediğine uygun olduğunu ifade etmektedir.

Allah Teâlâ, bize göre burada “Sizden önce âlemlerden hiç kimse bunu yapmamıştır.”sözüyle bu olayın insanlık tarihi açısından korkunç bir suç, çok adi bir başlangıç olduğunu vurgulamaktadır. Aynı zamanda böyle kötü bir işte öncülük yapmanın vebalinin çok ağır olacağına dikkat çekmektedir. Nitekim Nisa suresinde ifade edildiği üzere iyiliğe öncü olanlar ondan bir sevap kötülüğe öncülük edenler de ondan bir pay alırlar. Yukarıdaki ayetlerde Lut (a.s) kavminin en kötü illeti olan eşcinselliğe değinilmiştir. Lut kavminin adı homoseksüellikle özdeşleşmiş, homoseksüellik Lut
kavminin bir simgesi haline gelmiştir. Nitekim Şuara suresinde şöyle denilmiştir:

“Rabbinizin sizin için helal yarattığı eşlerinizi bırakıyor, erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz haddi aşan bir kavimsiniz.”

Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ, erkek ve dişiyi tek bir parçanın birbirini tamamlayan iki öğesi olarak yaratmış, üreme yoluyla bu iki cinsin hayatını
sürdürmesini ve üremenin de erkek ve dişinin birleşmesiyle olmasını dilemiştir. Fakat Lut kavmi Allah’ın koyduğu bu düzene karşı çıkmış ve haddi aşmıştır. Sadece eşcinsel ilişkiye girmeleri bir yana kendileri için doğal yolun tamamen kapalı olduğunu söyleyerek kadınlardan uzak durmuşlar, ahlaksızlığın ve hayâsızlığın son haddine ulaşmışlardır. Nitekim tarihçilerin ve müfessirlerin beyanına göre bu insanlar arasında erkekler, cinsel ilişkiye girmeleri bir yana birbirleriyle de evlenip nikâhlanıyorlardı.

Kur’an- Kerim’de Araf suresinde Allah Teâlâ “Doğrusu siz ölçüyü aşan müsrif bir kavimsiniz.” demektedir. Buradan hareketle Lut kavminin verilen cinsel güç nimetini amacı dışında kullanarak toplum içinde önemli bir yere sahip olan aile kurumunu zedelemesi ulaştıkları israf boyutunu da bizlere göstermektedir. Kur’an’a göre Lut kavminin haddi aşarak eşcinsel ilişkiye girmesi cahil bir topluluk olduğunu da ortaya koymaktadır. Lut kavminin cahilliği, müfessirlere göre iki anlam ihtiva etmektedir. Fakat akla gelen ilk anlamda burada vurgulanan cahillik, Lut kavmi insanlarının güzel ve çirkini ayıramayacak derecede, yaptığı işin sonunu kestiremeyecek kadar ilimden yoksun ve bilgisiz olması değildir. Esas itibariyle Lut kavminin cahilliği homoseksüelliğin bir fuhuş ve hayâsızlık olduğunu bilip ahmaklıkları ve taşkınlıkları nedeniyle bu işi yapmalarıdır. Daha değişik bir ifadeyle Lut kavmi insanları, güzel ile nuh-2çirkin arasındaki farkı ayırt edemeyen ve düşünemeyen beyinsiz cahillerin davranışıyla davrandıkları için ve bunda da ısrar ettikleri için cahil bir topluluk olmuşlardır. Lut kavminin cahil bir topluluk oluşunu ilk etapta bir helak nedeni olarak göremeyiz. Ancak, Hz. Lut’un cahilliklerinden vazgeçmeleri için yaptığı uğraşı sonucunda kavmin cehalette ısrar etmesini helake sebep teşkil edecek önemli bir faktör olarak görebiliriz.

Lut kavmini helake götürecek özelliklerinden bahseden bir diğer ayet de şudur:

“Siz kadınları bırakıp erkeklere gidecek, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizce şeyler yapacak mısınız?…”

Bu ayette Lut kavminin eşcinsellik yanında yol kesmek, toplantılarda edebe aykırı fiiller işlemek gibi günahlarından bahsedilmiştir. İslam tarihçilerine göre Lut kavminin yol kesmesi konusu şu şekilde açıklanmıştır. Sodom ve çevresinde yaşayan Lut kavmi insanlarının kendilerine ait yol üzerinde
meyve bahçeleri ve bostanları bulunmaktaydı. Yağmursuzluktan kuraklık ve kıtlığa uğradıkları zaman bahçelerini dışarıdan gelecek yabancı kişilere karşı korumak için şehirlerine gelen misafirlerin geçtikleri yolu kesip elbiselerini soymuşlar, mallarını almışlar hatta erkek ve kadın dinlemeden ırzlarına geçip öldürmüşler ve bunu da adet edinmişlerdi. Bunun yanında Lut kavmi erkekleri yol kenarında oturup yoldan geçenlere yanlarında bulundurdukları kaptaki taşlardan atıyorlar ve bu taş kime isabet ederse o kişiyi kendisiyle fuhuş yapılmaya daha layık görüyorlardı. Zorla fuhuş yaptıkları kişiyi de kendilerine borçlu çıkarıyorlardı. Fuhuş yaptıkları kişi şikâyetçi olması durumunda ise hâkim ters bir hukuk mantığı ile hareket ederek fail lehine karar veriyordu. Lut kavminin yol kesmesi konusuna Muhammed Esed ise farklı bir bakış açısı getirmiştir. Esed’e göre Lut kavminin erkekleri, kadınları bırakıp azgın bir şehvetle erkeklere yaklaşmakta ve bu yolla neslin meydana gelmesi için gereken normal yoldan cinsel ilişkiyi bırakıp üremeye elverişsiz bir yönde şehveti kullanarak neslin devamını engellemiş oluyorlardı. Dolayısıyla Lut kavminin yol kesmesinden maksat Esed’e göre neslin sağlıklı bir şekilde sürdürebilirliğinin kesilmesi olarak anlaşılmıştır. Yukarıdaki ayet mealinde ifade ettiğimiz helake götürecek Lut kavminin başka bir günahı ise toplantılarında, bir araya geldiklerinde edebe aykırı fiiller işlemeleridir.
5Rivayetlere göre Lut kavminin günahkâr erkekleri, toplanmakta oldukları oturma yerlerinde birbirlerine karşı galiz sözler söyleyip kendilerine
yakışmayacak fiiller işliyorlardı. Bunlardan hiçbirisinde de birbirlerini ayıplamıyorlardı. Onlar meclislerinde birbirlerinin elbiselerini açıp mahrem yerlerini teşhir ediyor, birbirlerine karşı müstehcen şakalar yapıyor, erkek erkeğe ve açıktan açığa hep beraber birbirlerinden utanmadan cinsel ilişkiye giriyorlardı. Tefsir kitaplarında yapılan yorumlara göre Lut kavmindeki erkeklerin homoseksüel bir ilişki içerisinde olmaları neticesinde kavimdeki kadınlar, cinsel ihtiyaçlarını kocalarından karşılayamamışlar ve bunun sonucunda da kocalarına karşı duydukları nefretin bir yansıması olarak cinsel arzularını hemcinsleriyle giderme yolunu seçmişlerdir. Yani kavimde erkek erkeğe bir homoseksüel bir ilişki olmakla beraber kadınlar arasında da eşcinsel bir ilişki meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu durum ahlaki değerlerini kaybetmiş bir toplumun yok edilmesine önemli bir sebep teşkil edecektir. Ayetlerde bu kavme yönelik eleştiri ve tenkitler genelde aynı mahiyette olsa da tefsir kitaplarında yapılan yorumlarda bu kavmin diğer özellikleriyle alakalı helak sebebi sayılan bir takım bilgiler bulabilmekteyiz. Bu çerçevede toplantı yerlerinde bulunurken yanlarından geçenlere taşlar atıp alay ve hakaret etmeleri, sesli bir şekilde karşılıklı yellenmeleri, birbirlerine yuvarlak hale getirilmiş çamurları atmaları, parmaklarını boyamaları ve kıtlatmaları, ıslık çalmaları, güvercinle oynamaları, boyanmış kadın elbisesine benzer kıyafetler giymeleri aynı zamanda kadınların da erkek elbisesine benzer kıyafetler giymeleri, horoz ve koçları dövüştürmeleri, yoldan geçen herkesten tayin edilmiş bir vergi toplamaları Lut kavminin zikredilen diğer günahlarıdır. Hicr suresinde anlatılan Lut kavminin bir diğer günahı, Hz. Lut’un evine genç ve yakışıklı suretinde gelen konukları, toplumun ortasında şehvet ve şiddetli cinsi arzulardan gözleri dönmüş bir şekilde ve cinsi açıklarını gidermek amacıyla Hz.

Lut’tan talepte bulunmalarıdır. Hz. Lut her ne kadar bu hareketlerinden vazgeçirmeye çalışsa da kavim, Hz. Lut’un sözlerini dinlememiş yani zulümde ısrar etmiştir. Ayrıca Lut kavminin peygamberlerini yani Hz. Lut’u yalanlamaları ve tebliğini engellemek amacıyla onu şehirlerinden kovmakla tehdit etmeleri helake götürecek kavmin son hareketleri olmuştur.

4Hz. Lut’un Kavmine Tebliği ve Tebliğinde Karşılaştığı Zorluklar

Hz. Lut, tebliğle görevli bir peygamber olarak Sodom bölgesine gittiğinde öncelikle Allah tarafından görevlendirilen bir peygamber olduğunu kavmine
açıklamıştır. Lut (a.s) kırk yıl süren peygamberlik döneminde peygamberlik görevini açıkladıktan sonra kavmini hak yola çağırırken bütün peygamberler gibi ilk tebliğ ettiği husus takva olmuştur. Takva, lügatte, korkulacak şeylerden kendini korumak, şer’i manada ise mahsurlu şeyleri terk etmek suretiyle nefsi günahlardan korumak manasındadır. Hz. Lut, günahkâr olan ve hiçbir edepsizlikten çekinmeyen, kötülükler işleyen kavmini takvaya yani Allah’a karsı gelmekten sakınmaya, kulluk bilincine ve kendisine itaate çağırarak peygamberlik görevine başlamıştır.
Kur’an-ı Kerim, Hz. Lut’un kavmini Allah’a davetini şöyle açıklamaktadır:

” Hani kardeşleri Lut, onlara dedi ki; Siz hiç Allah’tan korkmaz mısınız? Gerçekten ben, size gönderilen güvenilir bir peygamberim. Öyleyse Allah’tan korkunuz da çağrıma uyunuz. Ben bu çağrı hizmetime karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum , benim çabalarımın karşılığını verecek olan âlemlerin Rabb’idir ”

 

Burada dikkat çekmek istediğimiz önemli bir husus vardır. Hz. Lut kavmini Allah’a davet ederken, Siz hiç Allah’tan korkmaz mısınız? Allah’tan korkunuz da çağrıma uyunuz demektedir. Lut kavmi ise bu sözleri işittikten sonra Hz. Lut’a, “Allah nedir?”, “O’nun âlemlerin yaratıcısı oluşu nereden çıktı?” veya “Bizim ve bütün yaratılmışların Rabbi oluşu nereden geliyor?” şeklinde bir söz söylemiyor. Dolayısıyla burada açık bir şekilde söyleyebiliriz ki, Hz. Lut, kavmine Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmaya, onu tanıtıp ispat etmeye çalışmamıştır. Bilakis Lut (a.s), Allah’ın varlığını, O’nun yaratıcı ve Rab olduğunu bilen topluma muttaki olmayı ve yaptıkları çirkin işten vazgeçmelerini öğütlemiştir. Mevdudi bu konuda şu şekilde bir izahta bulunuyor: Lut kavminin asıl suçu Allah Teâlâ’nın ilâhlık ve rabliğini inkâr değildir. Onlar Allah Teâlâ’nın tabiat âlemi üstünde bir ilâh ve Rab
olduğuna inanmaktadırlar. Fakat O’na itaat etmemekte, ahlâkî, medenî ve toplumsal yaşayışlarında O’nun kanunlarına uymamakta ve O’nun elçisi Lût (a.s)’un hidayet çağrısına kulak asmamaktadırlar. Bu çerçevede Lut kavminin Allah’ın varlığı ve birliğini, Hz. Lut’un kavmine peygamber olarak gönderilmeden önce Mezopotamya yöresindeki Allah’a inanan kişilerin tebliği sayesinde öğrenmiş olabileceğini düşünmekteyiz. Fahreddin Razi ise bu konuda farklı bir düşünce ortaya koymuştur. Razi’ye göre Hz. Lut’un Kur’an’da tevhidi emrettiğinden bahsedilmemesi kavmine tevhidi emretmediğini göstermez. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de her peygamberin ön plana çıkartılan tayin edilmiş bir görevi vardır. Bu noktada Hz. İbrahim ve Hz. Lut’un birbirlerine yakın coğrafyada yaşamaları hasebiyle Hz. İbrahim’in Kur’an’da ön plana çıkartılan, Hz. İbrahim’e has olan görevi şirk ile mücadele, Hz. Lut’a ait olan Allah tarafından tayin edilmiş, Kur’an’da ön plana çıkartılan Hz. Lut’un görevi ise çirkin bir fuhşa bulaşmış kavmi doğru yola iletmektir.

Hz. Lut, kavmine gönderilen güvenilir bir peygamber olduğunu açıkladıktan sonra tebliğ vazifesinde kavmini, mücrim, hayâsız, günahkâr ve fasık, fuhuş işleyen, yol kesen, cehalette ısrar eden, haddi aşan insanlar olarak nitelendirerek kınamış ve azgınlıklarında ısrar ettikleri takdirde kendilerine Allah’ın azabının geleceğini söyleyerek yaptıkları bu çirkin işlerden vazgeçmelerini öğütlemiştir. Fakat günahkâr kavim, Hz. Lut’u ilk fırsatta yalancılıkla itham etmiştir. Buradaki yalancılıkla suçlama konusunu biraz açmamız gerekiyor. Çünkü Lut kavmi, Hz. Lut’un söylediklerinin yanlış ve yalan olduğuna gerçekten inandıkları için Hz. Lut’u yalancılıkla suçlamamıştır. Lut kavmi bu çirkin işin fıtratı bozma mahiyetinde olduğunun idrakindeydi. Dolayısıyla Lut kavmi, erkeklere karşı duydukları kuvvetli şehvetin bir gereği olarak bu duygularını bırakmak istemedikleri için ve mutlak bir hürriyete sahip olmayı istedikleri için Hz. Lut’un söylediklerini yalan ve yanlış olarak nitelendirmiştir. Daha önce de açıkladığımız gibi Lut kavmi cahillik eden bir kavimdi. Buradaki cahilliği tıpkı peygamberi yalanlamaları gibi ahmaklıkları ve budalalıkları nedeniyledir. Yani cinsel arzularına kapılıp ve hiçbir şeyi düşünmeyip günahta ısrar etmeleri sebebiyledir.

Lut (a.s), her ne kadar kavmi tarafından yalanlansa da yılmadan Allah’tan aldığı tebliğ görevini yerine getirmeye devam etmiştir. Fakat Lut kavmi yalanlamanın ötesine geçip

“Lut’u ve arkadaşlarını kentinizden sürünüz, çünkü onlar temizliğe pek meraklı kimselermiş ve Yaptıklarımızın kötülüğü ve azaba uğrayacağımız konusunda eğer doğru söylüyorsan hadi Allah’ın azabını getir de görelim”

diyerek Hz. Lut’u ve kendisine inananları alaya almaya ve aşağılamaya çalışmıştır. Yaptıkları bütün yalanlamalara ve hakaretlere rağmen Hz. Lut’u tebliğ görevinden vazgeçiremeyen Lut kavmi, bu sefer de bu davadan vazgeçmemesi durumunda daha önce kendilerini uyarmaya çalışan kişilere yaptıkları gibi onu da memleketlerinden kovmakla tehdit etmişlerdir. Bu tehditten önce Hz. Lut’un kavmi tarafından kendisine bir tebliğ yasağı da koyulduğunu görmekteyiz. Hicr suresinde bu duruma, kavmin Hz. Lut’a olan “Biz sana insanların işine karışmayacaksın dememiş miydik?” sözüyle işaret edilmektedir. Lut (a.s), kavmindeki insanların içinde bulundukları durumdan çekinmemeleri ve sapıklıkları üzerine devam etmeleri sebebiyle kendisini uzaklaştırmalarının onları yadırgamasına ve onlardan uzak olduğunu bildirmesine engel olmayacağını kendilerine bildirdi. Bu çerçevede devamında Hz. Lut, kavmine “Doğrusu ben bu işinize kızanlardanım. Ben hiç şüphesiz sizin bu amelinize şiddetle buğzediyorum. Bundan razı değilim. Bu ameli sevmiyorum. Beni kovmakla korkutup tehdit etseniz de ben sizden uzağım” diyerek onların ahlâksızlıklarının kötü etkilerinden korunmak amacıyla ve onların yokluklarının, varlıklarından daha hayırlı olacağını düşünerek Allah’a “Rabbim beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar” şeklinde dua etmiştir. Allah Teâlâ, Hz. Lut’un duasını kabul ederek helakle görevlendirdiği meleklerini yeryüzüne göndermiştir.

Meleklerin Hz. İbrahim ve Hz. Lut’u Ziyareti

Kur’an-ı Kerim’de helak ile görevlendirilen meleklerin İbrahim (a.s) ve Hz. Lut’u ziyareti, dört farklı surede anlatılmaktadır. En kapsamlı şekliyle bu konu Hicr suresinde şu şekilde anlatılmıştır:

“İbrahim’e elçilerimiz müjdeyle geldiler ve ‘ Sana Selam olsun’ dediler; o da (onlara) ‘Size de selâm olsun’ diye karşılık verdi ve sonra da onların önüne kızarmış bir buzağıyı getirip koymakta gecikmedi. Fakat ellerinin yemeğe gitmediğini görünce onların bu davranışı İbrahim’in tuhafına gitti; onlardan yana içine bir korku düştü. Ama onlar, ‘Korkma biz Lut kavmine gönderildik’ dediler. Yanlarında ayaküstü bekleyen karısı, orada öyle sevinçle gülümsüyordu . İşte bu haldeyken o’na İshak’ın doğumunu müjdeledik ve İshak’ın ardından da O’nun oğlu Yakub’un doğumunu. (İbrahim’in karısı) ‘Vah bana! Ben yaşlı bir kadın, kocam da yaşlı bir adam iken, hâlâ çocuk mu doğuracağım? Doğrusu, yadırganacak bir şey bu!’ dedi. (Melekler) ‘Allah’ın dilediğini gerçekleştirmesini mi yadırgıyorsun?’ dediler. Allah’ın rahmet ve bereketi sizin üzerinize olsun ey bu evin insanları, (hemen hatırlayın ki) her zaman her övgüye layık olan O’dur; şanı çok yüce olan O! Böylece İbrahim’in korkusu geçtikten ve kendisine (sözü geçen) müjde verildikten sonra Lut kavmi hakkında Bize yakarmaya başladı. Çünkü İbrahim ince ruhlu, yumuşak başlı, çok içli, merhametli ve dönüp Rabbine yönelmek, O’na yakın olmak isteyen biriydi. (Elçiler) ‘Ey İbrahim, vazgeç bu yakarıştan!’ dediler, “Rabbinin hükmü bir kere gelmiş bulunuyor: artık onlara geri çevrilmez bir azap vaki olacak!”

Kur’an’da elçiler olarak ifade edilen bu melekler kaynaklarda belirtildiği üzere insan suretinde, genç, daha önce benzerleri görülmemiş kadar yakışıklı, beyaz çehreli ve hoş kokulu olarak Hz. İbrahim ve Hz. Lut’u ziyaret etmiştir. Meleklerin sayıları ve kimler olduğu hakkında ayetlerde herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Tefsir ve İslam tarihi kaynaklarında ise meleklerin sayısı konusunda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Bazı kaynaklarda âlimler Hz. İbrahim’i ziyarete gelen bu meleklerin sayısının on dört, on bir, dokuz ya da üç olabileceğini ifade etmektedirler. Fakat başta Taberi olmak üzere birçok tarih ve tefsir kitabında elçi meleklerin sayısının üç olduğu ve bu meleklerin isimlerinin de Cebrail, İsrafil ve Mikail olduğu belirtilmektedir.

Hz. Lut’un duası üzerine gönderilen melekler ilk olarak ayet mealinde anlatıldığı üzere Filistin bölgesinde peygamberlik görevinde bulunan Hz. İbrahim’in evine misafir olmuşlardır. Lut kavmini helak ile görevli elçi meleklerin Hz. Lut’tan önce Hz. İbrahim’in evine konuk olmalarıyla alakalı olarak Fahreddin Razi tefsirinde farklı bir yorum getirmiştir. Razi’ye göre, Allah gönderdiği melekleri sadece helak ile görevlendirmemiştir. Onları müjdeci ve azap ile uyarıcı olarak görevlendirmiştir. Ancak müjde rahmetin, azap ile uyarı ise gazabın eseridir. Allah’ın rahmeti gazabını seçmiştir. Bu nedenle melekler öncelikle Hz. İbrahim’in evini ziyaret ederek eşine İshak adında bir oğlu olacağı müjdesini vermiştir. Bu nedenle ilk önce Hz. İbrahim’i ziyaret etme gereği duymuşlardır. Lut kavminin helakini ise müjdeden sonraya bırakmışlardır.

Hz. İbrahim, kimliklerini gizleyip insan suretinde evine misafir olan bu yabancı misafirlere (elçi melekler) semiz bir buzağıyı kesip kızartmış ve ikram etmiştir. Fakat melekler, yemeğe ellerini uzatmayınca Hz. İbrahim’in içine bir korku düşmüştür. Hz. İbrahim’in korkması konusunda müfessirler muhtelif görüşler ortaya koymuşlardır. Bazı müfessirlere göre, Hz. İbrahim’in (a.s) korkusu, meleklerin ete elini uzatmamalarından kaynaklanmaktadır . Onlara göre, Hz. İbrahim misafirlerin et yemediklerini görünce kötü bir niyetle geldikleri sonucuna varmıştır. Çünkü Arap
geleneğine göre eğer bir yabancı, ağırlanmayı reddediyorsa bu misafir olarak değil, yağmacı olarak geldiği anlamı taşırdı. Fakat bize göre bu görüş müteakip ayetlerle desteklenmemektedir. Ayetleri bir bütün olarak incelediğimizde ulaştığımız sonuca göre Hz. İbrahim, yemeği reddetmelerinden onların melek olduklarını anlamıştı. Korkusu ziyaretlerindendi. Çünkü meleklerin insan kılığında gelmesi hayra alamet değildi ve bunu biliyordu. Korkmuştu çünkü melekler ailesinden yahut hemşerilerinden birinin veyahut da bizzat kendisinin işlediği bir kusurun hesabını sormaya gelmiş olabilirlerdi. Eğer mesele söz konusu müfessirlerin görüşleri doğrultusunda olsaydı meleklerin cevabı şöyle olurdu:

“Bizden korkma! Çünkü biz Rabbinden gelen melekleriz.” Ancak korkusunu gidermek için verdikleri cevabın “Herhangi bir korkuya kapılma! Biz (sana değil) Lut kavmine gönderildik” şeklinde olması, Hz. İbrahim’in onların melek olduklarını anladığını fakat insan şeklindeki ziyaretlerinin onu korkuya sevk ettiğini göstermektedir. Zira melekler rivayetlere göre ya bir kimseyi sert bir şekilde hesaba çekmek yahut da bir suçtan ötürü şiddetle
cezalandırmak için geldiklerinde, insan kılığında gelirlerdi.

Melekler, kimliklerini açıklayıp Hz. İbrahim’in korkusunu giderdikten sonra Lut kavmini helak etmek üzere gönderildiklerini Hz. İbrahim’e bildirmişlerdir. Bunun üzerine Hz. İbrahim, içerisinde Hz. Lut’un da bulunduğu şehirleri yok etmemeleri için meleklerle mücadele içerisine girmiştir.
Kur’an ayetlerini incelediğimizde Hz. İbrahim’in meleklerle tartışma olayı sadece iki surede anlatılmaktadır. Bunlardan Hud suresinin mealini yukarıda verdik. Ankebut suresinde ise bu husus şu şekilde geçmektedir:

“Elçilerimiz İbrahim’e oğlu olacağına ilişkin müjde ile geldiklerinde biz şu kentin halkını yok edeceğiz, çünkü oranın halkı zalimdir dediler. İbrahim, ama orada Lut var deyince, elçiler şöyle dediler: Biz orada kimlerin olduğunu herkesten iyi biliyoruz. Lut’u ve yakınlarını kurtaracağız. Yalnız eşi orada kalarak azaba çarpılanlardan olacaktır.”

Hud suresinde Hz. İbrahim meleklerle tartışıyor, biraz daha mühlet verilmesi durumunda kavmin doğru yola gelebileceğini düşünüyor ve azabın ertelenmesini istiyor; ancak bu isteği kabul edilmiyor. Ankebut suresinde ise Hz. İbrahim, itiraz gerekçesini yani Hz. Lut’un helak edilecek yerde yaşadığını meleklere bildiriyor. Buna karşılık da melekler “Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz…” cevabını veriyorlar. Bunun üzerine Hz. İbrahim bir daha itiraz etmiyor. Ayetler ışığında incelediğimizde Hz. İbrahim’in meleklerle Hz. Lut için tartışması onun Allah’ın koyduğu hükümlere karşı geldiği veya hükümleri tartıştığı anlamına gelmemektedir. Hz. İbrahim’in meleklerle tartışması, Allah’a karşı yapılan dua, yalvarma ve yakarış niteliğindedir. Mevdudi, Tefhim’ul Kur’an’da ayette geçen “Bizimle tartışmaya koyuldu” ifadesinin meveddet ve muhabbet dolu bir söz olduğunu ve bu durumun Hz. İbrahim’in (a.s) Rabbiyle olan yakın ilişkisinin boyutunu gösterdiğini ifade etmektedir. Nitekim müteakip ayette de Hz. İbrahim’in nasıl bir kişiliğe ve karakter yapısına sahip olduğu anlatılmaktadır. Yüce Allah, insanların affı için kendisine yalvaran İbrahim’i ” İbrahim, gerçekten hoşgörülü, yumuşak kalpli ve kendini Allah’a adamış bir kimse idi” diyerek övmektedir.

Kaynaklara göre Hz. İbrahim’in meleklerle şöyle bir tartışma yaptığı rivayet edilmektedir:

Hz. İbrahim: İçinde üç yüz Müslüman olan bir yeri helak eder misiniz?

Melekler: Hayır.

– İki yüz mümin olsa helak eder misiniz?

– Hayır.

– …..

– …..

– Ya bir mümin olsa?

– Hayır.

– Hz. İbrahim: Ama orada Lut var.

-Melekler: Ey İbrahim, bu mücadeleden vazgeç! Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz. Onu ve karısı dışında ailesini kurtaracağız.

Melekler İbrahim (a.s) ile konuşmalarını bitirince oradan ayrılıp Hz. Lut’un yanına gittiler. Kur’an-ı Kerim meleklerin yolculuklarıyla alakalı arada geçen detaylardan bahsetmez. Fakat İslam tarihi kaynakları bu konuyu teferruatıyla birlikte anlatır. Bazı kaynaklarda genç ve yakışıklı delikanlılar kılığına girmiş meleklerin Hz. Lut ile şehrin kapısında ya da tarlada çalışmakta iken karşılaştıkları anlatılır. Bazı kaynaklarda ise ifade edildiği üzere melekler ırmağın kenarında su almakta olan Hz. Lut’un iki kızıyla karşılaşırlar ve kendilerinden kalacakları güvenli bir yer sorarlar. Bunun üzerine onlar da şehirlerine konuk olan bu elçileri alıp gizlice babaları Hz. Lut’a getirirler. Lut (a.s), evine gelen bu yabancıların ilk önce melek olduğunu anlayamaz ve kavminin kötü huyunu ve sapıklığını düşünerek onlar hakkında endişelenip, canı sıkılır, kavminin onlara bir kötülük yapmasından ve misafirlerinin kavmi tarafından duyulmasından korkar ve “Bugün benim için çetin bir gündür” diyerek içine düştüğü sıkıntılı hali dile getirir. Daha önce açıkladığımız gibi Lut kavmi, Hz. Lut’a evine misafir getirmesi konusunda yasak koymuş ve Hz. Lut’u tehdit etmişti. Kaynaklarda anlatıldığı üzere Hz. Lut’un evine kızları tarafından gizlice getirilen melekler hakkında kavmin herhangi bir bilgisi yoktu. Fakat kısa bir zaman içerisinde Hz. Lut’un misafirlerinden bütün kavmin haberi olmuştur. Rivayetlere göre Hz. Lut’un evine gelen misafirler hakkındaki bilgiyi Sodom şehrine geldiği ilk yıllarda evlendiği Vahile adındaki kadının kavmine “Lut’un evine bugüne kadar emsali görülmemiş kadar yakışıklı gençler geldi” diyerek yaydığı anlatılmaktadır.

Burada Hz. Lut’un karısı için bir parantez açmamız gerekiyor. Hz. Lut’un karısı tarihte kocaları peygamber olduğu halde kocalarına iman etmeyip ihanet eden iki kadından biridir. Zira Nuh’un(a.s) hanımının düştüğü inançsızlık batağına Lut’un (a.s) karısı da düşmüştür. Kur’an-ı Kerim’de Allah kâfirlere darbı mesel olarak Nuh’un(a.s) ve Lut’un(a.s) hanımlarından bahsederek şöyle buyurur :

” Allah inkâr edenlere, Nuh’un karısı ile Lut’un karısını misal verdi. Onlar, kullarımızdan iki salih kişinin nikâhında iken onlara hainlik ettiler: Kocaları Allah’tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Bu iki kadına: “Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!” denildi

 

Görüldüğü üzere Nuh(a.s) ve Lut (a.s), Peygamber olmalarına rağmen eşlerini helâk olmaktan kurtaramamışlardır. Hz. Lut’un karısıyla ilgili yanlış yorumların önüne geçebilmek için önemle üzerinde durmak istediğimiz hususlardan birisi de ihanet konusudur. Günümüzde eşlerin birbirlerine karşı ihanetlerinden söz edildiğinde, hemen cinsel yönden birbirlerini aldattıkları akla gelmektedir. Ancak ayette geçen iki peygamberin hanımlarının kocalarına ihanetlerinin bir iffetsizlik ve yatak ihaneti olmadığını kesin olarak belirtmeliyiz. Tefsirlere baktığımızda, onların ihanetlerinin din konusunda bir ihanetle, yani kocalarına ve onların dinlerine sadakatsizlik göstererek kâfir veya münafık olmalarıyla açıklandığını görmekteyiz. Temel kaynaklar incelendiğinde bu hanımların ihanetlerinin içerikleri hakkında da bilgi bulmak mümkündür. Hz. Nuh’un karısı olan Valiha, kocası hakkında müşriklerle işbirliği yaparak “Bu adam deli” ifadesini kullanmış ve onun tebliğinin gücünün zayıflamasına çalışmıştır. Hz. Lut’un hanımı olan Vahile ise evlerine bir misafir geldiğinde gündüzleri duman çıkararak, geceleri de ateş yakarak sapık kavme haber vermiştir. Hatta onlarla bizzat
görüşerek “Kocam Lut’un evine bugüne kadar görmediğim güzel yüzlü ve güzel kokulu genç adamlar geldi” diyerek haber vermiş ve kocasını zor duruma düşürmüştür.

Lut’un(a.s) misafirlerini haber alan kavmin azgınlaşan insanları, sevinç içinde ve koşarak Lut’un (a.s) evine gelmişlerdir. Hz. Lut, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle evinin önüne toplanan kavmiyle şu şekilde bir diyalogda bulunmuştur:

“Bunlar benim konuklarımdır, beni onlar karşısında rezil etmeyiniz. Allah’tan korkunuz ve beni utandırmayınız. Hemşerileri ona İnsanlar ile ilişki kurmayı biz sana yasaklamamış mıydık? dediler. Lut ise onlara eğer bir şey yapacaksanız, işte size kızlarım dedi. Hemşerileri,‘Biliyorsun ki, bizim kızlarınla bir işimiz, onlara yönelik bir amacımız yok. Sen bizim ne istediğimizi iyi bilirsin’ dediler.”

Tarih ve tefsir yorumcuları yaptıkları değerlendirmelerde Hz. Lut’un kızlarını “işte kızlarım” diyerek azgın kavme teklif etmesini iki farklı bakış açısıyla ortaya koymuşlardır. Bir kısım yorumcular Hz. Lut’un doğrudan öz kızlarını teklif ettiğini ifade ederken bir kısım yorumcular da topluluğun içinde yaşayan kavminin kızlarını teklif ettiğini iddia etmektedirler. İlk görüşte Lut(a.s), “iste kızlarım” diyerek azgın kavme karşı doğrudan kendi kızlarını teklif etmiştir. Ancak bu durumda Hz. Lut’un herhangi bir surette zina teklifinde bulunmuş olması mümkün değildir. Çünkü bu ifadeyi takip eden “bunlar sizin için daha temizdir” ifadesi bu türden bir yanlış anlamaya imkân bırakmamaktadır. Hz. Lut’un (a.s) bu tür ifade tarzıyla onların cinsel arzularını gayri tabii yollar yerine şer’i yollardan tatmin etmek üzere kadınlara yönelmeleri gereğini yani onları nikâhla almaları gerektiğini işaret ettiği açıktır.

İkinci görüşe göre Lut(a.s), “iste kızlarım” derken bizzat kendi kızlarını değil de, kavminin bayanlarını kastetmiştir. Çünkü bir kavmin peygamberine nispeti evlatların babaya nispeti gibidir. Her peygamber kavminin babası mesabesindedir. Nitekim Hz. Muhammet (S.A.V) hitap alınarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle deniliyor:

“Peygamber müminlere canlarından ileridir. O’nun eşleri de mü’minlerin anneleridir…”

Aynı zamanda bu ifade mecazi bir ifadedir. Lut(a.s), onların hanımlarını kendi kızları gibi düşünerek, hanımlarınız varken niye bunları istiyorsunuz demek istemiştir. Hz. Lut, evine gelen misafirlerini korumak için kapısının önünde toplanan ve eve girmeye çalışan kalabalığı çeşitli yollara başvurup engellemeye çalışmış; fakat başarılı olamamıştır. Tamamen çaresiz kalıp ne yapacağını bilemeyen Lut(a.s), Kur’an’da geçtiği üzere

“ Keşke benim size karşı koyacak bir gücüm olsaydı veya güçlü bir kaleye sığınabilseydim”

diyerek Allah’a dua etmiş ve bu sözüyle o an Allah’ın himayesini istemiştir. Hz. Lut’un içine düştüğü bu karamsarlığı gören Allah’ın elçileri, Hz. Lut’u fazla üzmeden ve teskin etmek için ona kendilerinin Allah’ın elçileri olduklarını, kavminin ona zarar veremeyeceğini bilakis, onların şüphe ettikleri azabı getirdiklerini söylemişlerdir. Ardından rivayetlere göre gözü dönmüş kavim kapıyı kırıp Lut’un (a.s) evine girmiş ve melekler içeri giren azgın kavmin gözlerini kör etmiştir. Kamer suresinde bu konu şu şekilde anlatılır:

“And olsun ki Lut, bizim cezalandırma gücümüz konusunda onları uyarmıştı; fakat onlar uyarılara hep şüpheyle baktılar ve hatta ondan misafirlerini kendilerine teslim etmesini istediler. Bunun üzerine onların gözlerini göremez ettik. Uyarılarım göz ardı edildiğinde başınıza gelen azabı tadın bakalım diye seslendik.”

Kavmi Hz. Lut’un evinden uzaklaştıktan sonra melekler, Lut’a (a.s) karısı dışında ailesini ve inananlarını yanına alıp gecenin belli bir vaktinde şehri terk etmek üzere yola çıkmasını, kendisinin de ailesinin gerisinden onları takip etmesini söylemişlerdir. Ayrıca yürüyüşleri esnasında kimsenin geride kalmamasını , emredilen yere doğru gitmelerini ve şehir halkının sabaha doğru büyük bir azaba çarptırılacağını açıklamışlardır. Meleklerden geceleyin yola çıkma emrini alan Hz. Lut’un bu emre uyarak Kur’an-ı Kerim’de açık bir ifade olmamakla beraber rivayetlere göre kendisine inanan iki tane kızıyla birlikte Şam’a doğru yola çıktığı ve Şam ve civarında halkı hakka davet eden amcası Hz. İbrahim’in yanına gittiği ifade edilmektedir.

Lut Kavminin Helaki

Kur’an-ı Kerim’de Lut kavminin helaki kronolojik bir seyir halinde ve tamamı tek bir surede veya ayette anlatılmamaktadır. Farklı surelerde ve ayetlerde anlatılan helak olayında ilgili ayetleri bir araya topladığımızda helakin yaşanılan şehirlerin altüst olması ve gökyüzünden felaket yağmurlarının yağması gibi iki safhadan meydana geldiğini görmekteyiz. Kur’an-ı Kerim’de Lut kavminin yaşadığı Sodom ve Gomora bölgesinin alt-üst olması ve yağmurların yağması olayını Hud ve Hicr surelerinde şu şekilde anlatılmaktadır:

” Emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık. O taşlar rabbin katında işaretlenerek yağdırılmıştır. Onlar zalimlerden uzak değildir . Tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları o korkunç ve dayanılmaz çığlık yakalayıverdi. Anında yurtlarının altını üstüne çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.”

Lut kavminin genel olarak cezalandırılma seklini anlatan ayetler yanında Kur’anı Kerim, suçları sebebiyle cezalandırılan her şehir halkının, değişik bir şekilde cezalandırıldığını haber vermektedir .

“ Nitekim onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taslar savuran rüzgârlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.”

Gökyüzünden yağan helak edici taşlar rivayetlere göre Allah katında kimin başına isabet edeceği belirlenip işaretlenmiş, küçük çakıl taşı ve çamur karışımından oluşmuş, tuğla ve kiremit gibi ateşte pişirilmiş, yağmur şeklinde ve sağanak halinde bolca ve düzenli bir şekilde yağan ve isabet ettiği kişiyi parçalayıp öldüren taşlardır. Bazı tarih ve tefsir kaynakları, yerin alt-üst olma olayının mucizevî bir şekilde Cebrail’in (a.s) kanadını şehirlerin altından takıp yükseklere kaldırmasıyla birlikte meydana geldiğini söylemektedirler. Bu çerçevede Cebrail (a.s), yeri iyice havaya kaldırdıktan sonra şehri ters çevirip altını üstüne getirdi. Şehir yerin içine gömüldü. Sonra da üzerlerine pişmiş taşlar yağdı. Allah o şehirlerin bulunduğu bölgeyi etrafına fayda vermeyen bir göle çevirdi.

Son dönem müfessirlerden biri olan Mevdudi ise helak olayını, günün şartlarında akli ve bilimsel bir süzgeç dâhilinde açıklanabilecek gerçeklik boyutuna indirgeyerek izah etmeye çalışmıştır. Mevdudi’ye göre helak olayı, bir yanardağ patlaması ve şiddetli bir deprem şeklinde meydana geldi. Şiddetli deprem Sodomluları ve çevresinde yaşayan insanları yerle bir etti. Yanardağın patlaması yüzünden de sıcak ve kaynayan taşlar yağdı. Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen balçıktan pişirilmiş taşlarla da muhtemelen volkanın bünyesindeki buhar ve kaynayan maddelerin karışımıyla ortaya çıkan lav ve taşlar kastedilmiştir. Mevdudi, bu deprem ve volkanik patlamanın belirtilerinin halen günümüzde Lut gölünün çevresinde bulunduğu ifade
etmektedir.

Seyyid Kutup ise Fi zilalil Kur’an adlı tefsirinde helakin şiddetli deprem ve volkanik püskürmeyle meydana gelebileceğini açıklayarak Mevdudi’ye benzer bir görüş ortaya koymuştur. Ancak Seyyid Kutup imani yöntemi esas alarak helak şeklinin bir deprem ve volkanik patlama olmasının zorunlu olmadığını tamamen mucizevî bir şekilde de olabileceğini ifade etmektedir. Helakin bazı müfessirlerin anlattığı gibi tabiatüstü bir şekilde ya da son dönem müfessirlerin anlattığı gibi tabii felaket şeklinde olması aslında küçük bir yorum farkını ortaya koymaktadır. Netice itibariyle Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın bilgisi ve izni dışında küçük bir yaprağın bile yerinden oynayamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Bu noktada tabiat Allah’ın emrindedir. Allah dilediği şekilde ol emrini tabiata verebilir.

İbn Kesir el-Bidaye ve’n Nihaye adlı eserinde felaketle birlikte tamamen yok olan şehirlerdeki insan sayısının 400 veya 4000 civarında olduğunu söylemektedir. İslami kaynaklarda ifade edildiği üzere yaşanılan felaketten sadece Hz. Lut ve iki kızı Allah’ın inayetiyle kurtulmuştur. Taberi, Hz. Lut ile birlikte on dört kişinin kurtulduğunu iddia etmektedir. Bu çerçevede Taberi, Hz. Lut’un helak olayı olduktan ve gün aydınlandıktan sonra beraberindekilerle birlikte Filistin bölgesine doğru yola çıktığını ve burada Hz. İbrahim’in yanına gelip yerleştiğini, Hz. İbrahim’in de tüm malının yarısını Hz. Lut’a verdiğini ve ölünceye kadar beraber yaşadıklarını ifade etmektedir.

 

1-vert

 

 

 

 

 

 

beşiktaş

 

 

 

Kaç tane kavim veya topluluk, nerede, nasıl ve hangi sebeple helak olmuştur?

Kur’an’da neden yer almıştır? Helak olma sebepleri nelerdir?

arihi süreçte zaman zaman yolunu şaşıran insanoğluna Allah Teâlâ tarafından çeşitli rasüller ve nebiler gönderilmiştir. Bunlar arasında isimlerini bildiklerimizin sadece beş tanesi Arap ırkındandır. Diğerleri ise başka ırklara mensup peygamberlerdir. Konuyla ilgili hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

Kur’an’da isimleri yer alan peygamberlerin beş tanesi Araptır. Bunlar; Hz. İsmail aleyhisselâm, Hz. Şuayb aleyhisselâm, Hz. Salih aleyhisselâm, Hz. Hûd aleyhisselâm ve Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellemdir.

Onların hepsi, Arapların yaşadığı bölgelerde peygamber olarak görev yapmışlardır. Kavimlerinin hemen hemen tamamı helak olan Hz. Şuayb, Medyen bölgesinde; Hz. Salih, Hicr bölgesinde; Hz. Hûd ise Ahkâf bölgesinde yaşamıştır.

Âd, Semûd ve Şuayb kavimlerinin helaki, Sebe’ kavmini perişan eden Arim Seli, Ashâbu’l-Uhdûd hadisesi ve Fil olayı, Arap toprakları olarak bilinen Bilâdü’l-Arap’ta meydana gelen helak hadiseleridir.

Musa aleyhisselâm’ın düşmanları olan Firavun ve adamlarının helaki ile Karun ve Haman’ın yok edildiği yer, Mısır topraklarıdır.

Lût kavmini yok eden o dehşetli felaket ile helak yerine daha hafif bir cezaya çarptırılan İlyas aleyhisselâm kavmi’nin başına gelenler, Bilâdü’ş-Şâm topraklarında meydana gelmiştir.

Nuh kavminin helaki, İbrahim aleyhisselâm’in muarızı Nemrut ve adamlarının yok edilmesi ve Allah Teâlâ’nın gazabına uğramaktan son anda kurtulan Yunus kavminin başından geçenler ise Irak topraklarında meydana gelmiştir.

Helak olan kavimlerde olduğu gibi, Kur’ân-ı Kerim’de kıssaları anlatılan her bir peygamberi diğer peygamberlerden ayıran özel bir vasıftan söz etmemiz mümkündür.

Örneğin En’âm Suresinde toplu olarak zikredilen peygamberlerin her birinin ayrı bir karakterde oldukları ve bir ilki temsil ettiklerini görmekteyiz.

Buna göre Hz. Nuh, puta tapanlarla uğraşan ilk peygamberdir.

Hz. İshak ve Hz. Yakup, bütün İsrailoğullarına gelen peygamberlerin aslıdır.

Hz. Davut ve Hz. Süleyman mülk ve saltanat ile seçkin, Hz. Eyyüb ve Hz. Yusuf imtihan ve güzel sabır ile diğer peygamberlerden ayrılmaktadır.

Hz. Musa ve Hz. Harun aciz bırakma kuvveti, heybet ve ezici güç, kitap ve özel işaret ile seçkin; Hz. Zekeriya, Hz. Yakup, Hz. İsa ve Hz. İlyas ise zühd, ruhaniyet ve fedakârlıkta örnek olmuş peygamberlerdir.

Bunun gibi, helak edilen her bir birey ve kavim de diğerlerinden farklı özellikler taşıyan ve işledikleri fiiller bakımından insan nesli içerisinde o çirkinlikleri yapan ilkler olmaları vasfına sahiptirler.

Burada insanlık tarihini üç döneme ayırmak mümkündür. Ayrıca kavim ve bireylerin helak oluşunu, Hz. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem öncesinde ve sonrasında olmak üzere iki kısımda incelenebilir.

Kur’ân-ı kerim’e göre insanlık tarihinin dönemleri:

Kurûn-u Ûlâ (İlk Nesiller): Hz. Âdem aleyhisselâmdan Hz. Musa aleyhisselâm döneminde Firavun’un helak edilmesi ve Tevrat’ın indirilmesine kadarki zaman dilimi.

Nuh Kavmi, Nuh Aleyhisselem

Ashâbu’r-Res, Kur’an’da, Nûh, Âd ve Semûd kavimleriyle birlikte peygamberlerini yalanladıkları ve bu yüzden helâk edildikleri belirtilmekte, bunun dışında bir bilgi verilmemektedir.

Âd Kavmi, Hud Aleyhisselam

Semûd Kavmi, Salih Aleyhisselam

Lût Kavmi, Lut Aleyhisselam

Şuayb Kavmi (Medyen Halkı ve Eykeliler), Şuayb Aleyhisselam

Kurûn-u Vustâ (Orta Nesiller): Firavun’un helak edilmesi veya Tevrat’ın indirilmesinden Hz. Rasûlullâh sallallâhü aleyhi ve selleminin gönderilmesine kadarki zaman dilimi.

Ashâbu’l-Karye: Karye Ashâbı, köy ya da şehir halkı anlamına gelen Kurânî bir tabirdir. Yâsin suresinde geçen “Ashâbu’l-Karye” tabiriyle Antakya’da yaşamış bir topluluk anlatılmak istenmiştir. Allah, bu şehir halkına önce iki, sonra üç elçi göndermiştir. Onlar kendilerinin Allah tarafından gönderilen elçiler olduğunu söylediklerinde oranın halkı: “Hayır siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. ” (Yâsîn, 36/15) deyip, onları yalanladılar. Hatta onların, beldelerine uğursuzluk getirdiğini, çekip gitmezlerse taşa tutacaklarını söyleyerek tehdit ettiler. Karşılıklı süren bu konuşmalar sırasında bir kişi şehrin öbür ucundan koşarak yanlarına geldi ve karye halkına bu elçilere inanmalarını söyledi. Gerçekleri çok mantıklı sözlerle dile getiren bu zatı o azgın kâfirler hemen öldürdüler. Kendilerine iman etmemekte direndikleri bu 3 elçi, oradan uzaklaşır uzaklaşmaz onları kuvvetli bir ses, bir haykırma yakaladı. Bu sesle yok olup gittiler.

Sebe’ Kavmi (Seylü’l-Arim): Kur’ân-ı Kerîm’de iki sûrede Sebe’den söz edilir. Neml sûresinde (27/20-44) danışma meclisi bulunan bir kadın hükümdarın yönettiği Sebe’nin zengin ve güçlü bir ülke olduğu, halkının güneşe taptığı, Hz. Süleyman’ın bu melikeye elçi göndererek onu ve halkını müslüman olmaya çağırdığı, meseleyi barış yoluyla halletmeye çalışan melikenin Kudüs’e gidip Süleyman’la bizzat görüştüğü ve bu görüşme sırasında onun cismanî ve ruhanî gücü karşısında gerçek bir peygamber olduğunu anlayıp kendisine iman ettiği ve hâkimiyetini tanıdığı anlatılır. Tarih ve tefsir kaynaklarında Hz. Süleyman’ın onunla evlendiği veya Hemdân melikiyle evlendirip görevinde bıraktığına dair rivayetler yer alır (bk. BELKIS). Adını bu toplumdan alan Sebe’ sûresinde ise (34/15-21) maddî refaha sahip güçlü Sebe toplumunun bunca nimete rağmen şeytana uyup Allah’a kulluktan yüz çevirdiği ve bu sebeple büyük bir sel felâketiyle (Arim seli) cezalandırıldığı, verimli arazilerinin çorak topraklara, türlü nimetlerin mahrumiyetlere dönüştüğü belirtilmektedir. Tarihçiler, seddin yıkıldığı zaman hususunda milâttan önce IV. yüzyıl ile milâdî VI. yüzyıl arasında değişen tarihler vermektedir. Bu farklılık felâketin muhtelif zamanlarda tekrarlanmış olmasıyla da açıklanabilir

Ashâbu’l-Cenneh (Bahçe Sahipleri): Kalem Suresi 68/17–32 ayetler arasında uzun uzadıya bahsedilen konu; kardeşlere babalarından miras kalan cennet timsali bir bahçenin kadir ve kıymetini bilmemeleri ve bu nimeti kendilerine ihsan eden Allah’a karşı nankörce bir tavır sergilemeleri sebebiyle, onun ellerinden alınarak nimetten mahrum bırakılmalarıyla ilgilidir. Asırlar önce bahçe sahiplerinin başına gelenlerin, Araplar tarafından da bilindiği söylenmektedir.

Ashâbu’s-Sebt: Ashâbu’s-Sebt’in cezalandırılma konusu, ağırlıklı olarak A’râf Suresinde438 olmak üzere ayrıca Bakara439 ve Nisâ440 Surelerinde de yer almıştır. Cumartesi gününün sahipleri (Ashâbu’s-Sebt) denilince ilk akla gelen kimseler Yahudilerdir. Ancak Kur’an’da Ashâbu’s-Sebt tabiri geçtiğinde akla tüm Yahudiler değil de, cumartesi gününün kutsiyetini ihlal ettikleri için Allah’a isyan etmiş olan ve bu nedenle de maymuna ve domuza dönüştürülen Yahudiler gelmektedir.

Ashâbu’l-Uhdûd: Ashâbu’l-Uhdûd ifadesi, Kur’an’da sadece Buruc 4. ayette geçmektedir. Ashâbu’l-Uhdûd, hendek (çukur) sahipleri anlamına gelmektedir. Bu kıssa, müminleri yakmak için kâfir bir zümrenin tutuşturduğu ateşi, müminlerin bu ateş çukurlarında canlı canlı yakılarak geçirdikleri imtihanı ve bunu yapan kâfirlerin helak oluşlarını konu edinmektedir. Mekkeli müşrikler arasında meşhur olan bu hadise vesilesiyle hem Mekkeli müşrikler Ashâbu’lUhdûd’un karşılaştıkları korkunç ceza ile tehdit edilmekte, hem de müşriklerin eziyetlerine maruz kalan müminlere moral desteği verilmektedir. Bu kıssa, nazil olduğu dönem sonrası

Kur’an muhataplarına ise inananlar açısından moral kaynağı, kâfirler açısından da tehdit unsuru bir fonksiyon icra etmeye devam edecektir.

Tübba’  Kavmi: Kur’an’da Duhân ve Kâf Surelerinde olmak üzere iki yerde geçmektedir.

Tübba’nın, bir kişi mi yoksa krallar soyu mu olduğu konusu tartışmalıdır. Ebû Hureyre (ra), Rasulullah (sav)’ın, “Tübba’nın peygamber olup olmadığını bilmiyorum”, buyurduğunu rivayet etmiştir. Hz. Aişe (ra) ise onun hakkında şöyle demiştir: “Tübba’a sövmeyin, çünkü o salih bir kimse idi. Allah Teala, kavmini tenkit ettiği halde, onu tenkit etmemiştir.”

İbn Abbas ise, onun peygamber olduğunu söylemiştir. Bir görüşe göre de Tübba’, önceleri ateşe tapan bir kimse iken müslüman olmuş ve halkını da müslüman olmaya davet etmişti. Halkı ise peygamberlerini yalanlayıp, Allah’a karşı büyük suçlar işlediklerinden dolayı helak edilmiştir. Tübba’ kavminin belki de en önemli özelliği, helak olan toplumlar içerisinde Mekke müşriklerine en yakın toplum olmalarıdır. (Rivayetler ve bilgi için bk. Zemahşerî, Keşşâf, IV, 279-280)

Ashâbu’l-Fîl: İslam’ın ortaya çıkışına az bir süre kala, Arap Yarımadasında müthiş bir olay meydana geldi. Ebrehe, San’a şehrinde “Kulleys” adında büyük bir kilise yaptırdı. Böylece, bütün Arapları, hacca gittikleri mabetlerini terk ettirip buraya çevirecekti. Bu maksatla Kabe’yi yıkmak isteyen ebrehe ve ordusu helak olmuştu. Bu konu hakkında nazil olan Fîl Suresi, söz konusu korkunç manzarayı şöyle haber vermektedir:

“Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan (kuşlar), nihayet onları, kurt yeniği ekin yaprağı gibi yaptı.

Kurûn-u Uhrâ (Son Nesiller): Âhir zaman diye ifade edilen, Hz. Muhammed sallallâhü aleyhi ve sellem ile İslam’ın ortaya çıkmasından, kıyametin kopacağı ana kadarki zaman dilimidir.

Bedir’de öldürülenler: Ashâbu’l-Kalîb (Mekkeli müşrikler)

Medine civarındaki Yahudiler

o    Benî Kaynuka

o    Benî Nadîr

o    Benî Kurayza

Kur’ân-I Kerimde Allah Teâlâ’nın gazabına uğramış bireyler

Hz. Rasûlullâh sallallâhü sleyhi ve sellemden önce

Nuh’un Oğlu

Nuh’un Eşi

Lût’un Eşi

Nemrut

Firavun Ve İsrailoğulları

Kârun

Hâmân

Sâmirî

Bel’âm

Câlût

Sadece Bahçesi (Malı) Helak Edilen İki Adamdan Biri

Hz. Rasûlullâh sallallâhü sleyhi ve sellem döneminde

Ebû Leheb

Ebû Cehil

Velîd B. Muğîre

Nadr B. El-Hâris

Ka’b B. Eşref

Hristiyan Rahip Ebû Âmir

Kur’ân-ı Kerim’in örneklerini sunduğu gazapla ilgili hadiseler, insanoğlunu, bu kimselerin tavırlarından uzaklaştırma işlevi görür. Bu hadiselerde, bu nedenle tarih ve zaman faktörüne fazla yer verilmez.

Kur’ân-ı Kerim’in hiçbir bölümünde şu kavim kesin olarak şu tarihte yaşamıştır, diye bir bilgiye rastlanmaz. Aynı şekilde Kur’ân-ı Kerim, mekân unsuruna da fazla önem atfetmez.

Bunun nedeni, Kur’ân-ı Kerim’in tarihe bakış açısında gizlidir. Çünkü Kur’ân-ı Kerim, tarihi olayları anlatırken, onlardaki insan karakterleri ve toplumların davranış şekillerini ön plana çıkartır ve onları detaylı bir şekilde tahlil eder. Hangi davranış şekillerinin, Allah Teâlâ katında nasıl bir karşılık gördüğünü önemle vurgular.

Böylece insana, yapması ve yapmaması gereken davranışlar listesi sunar.

Bunu yaparken de, dünya ve ahirette mutluluğa ulaşmasında davranışlarına hâkim olması gereken temel felsefeyi ve yaklaşım şeklini, bütün ayrıntılarıyla idrakinin algılayabileceği ölçülerde izah eder.

Gazap konusu, kıssalar olarak bilinen pasajlar içerisinde yer alır. Bu açıdan kıssaların en önemli konusu, gazapla ilgili hadiselerdir. İlk muhatapları, Kur’ân-ı Kerimi inkâr ederken “eskilerin masalları” (En’âm 6/25) nitelemesinde bulunmuşlardı. Günümüzde de Kur’ân-ı Kerimi inkâr edenlerin bu sebeple İslam’a en fazla saldırdıkları konu kıssalar olmuştur. Bu saldırıların bilimsel ayağını oluşturan müsteşrikler ve İslam dünyasındaki uzantıları, zihinlerde Kur’ân-ı Kerim kıssalarıyla ilgili şüpheler oluşturmak, kıssaları gerçekleşmemiş hikâye türünde fanteziler olarak sunmak için büyük gayretler sarf etmektedirler.

Kur’ân-ı Kerim’de, Tevrat’ta yer alan bazı kıssaların bulunduğu doğrudur. Ancak bunlar çoğu kez, Tevrat’ta anlatıldığı şekille uyuşmamaktadır.

Bu ortak pasajlarda Kur’ân-ı Kerim, hakem rolündedir ve Tevrat’ın tahrif edilmiş kısımlarının gerçek mahiyetini ortaya koymaktadır.

Ayrıca kıssalarla ilgili çok önemli olan bir diğer husus da Kur’ân-ı Kerim’de Tevrat’ta bulunmayan kıssaların yer almış olmasıdır. Bu yönüyle Kur’ân-ı Kerim, ayrı bir orijinalliğe sahiptir. Kur’ân-ı Kerimi, eskilerin masallarından ibaret sayan ilk muhatabı Mekkeli müşrikler bile, vahiy tarafından bildirilen bu haberleri ilk duyduklarında şaşırmışlar ve hiçbir itirazda bulunamamışlardır.

Kıssaların, özellikle de yoğun olarak birey ve toplumların Allah Teâlâ’nın gazabına uğramalarını anlatan sahnelerinin Kur’ân-ı Kerim’de bu kadar çok yer alması, azgınlaştığında başına gelebilecekleri önceden bilip, muhtemel bu yakın tehlikeden, insanın kendisini korumasını sağlamak içindir. Bu yönüyle gazap konusunu içeren pasajlar, “ilahi uyarı ve ikaz” niteliği taşıyan Kur’ân-ı Kerim’in en önemli bölümleridir. Nitekim ilk muhatapları için de aynı işlevi görmüş, bundan sonra da benzer işlevi görmeye devam edecektir. Yüce Allah, eski milletlerin hayat hikâyeleri hakkında Kur’ân-ı Kerim’de anlatılanlardan az çok haberdar olan müşriklere, Allah Teâlâ’nın ayetlerini kabul etmedikleri takdirde kendilerinin de onlar gibi gazaba uğrayacaklarını hatırlatıp onları uyarmaktadır.

Kıyamete kadar yaşayacak tüm insanlar içerisinde “Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına karşı gelen, küfür ve şirkte, zulüm ve azgınlıkta ısrar eden toplumların sonunun, önceki milletlerin akıbetinden farklı olmayacağı” bu pasajların ana temasıdır.

Özetle söyleyecek olursak, gazap konusunu içeren ayetlerin yer ve zaman unsuru ön plana çıkartılmaksızın, bahsettiği kimselerin karakterine vurgu yaparak Kur’ân-ı Kerim’de çokça tekrar edilmesi; sonraki muhataplarını, Allah Teâlâ’nın sünnetinin benzer durumlarda aynı şekilde işleyeceğinden haberdar etmek ve böyle bir duruma düşmemelerini sağlamaya yöneliktir.

Böylece kıssalar vasıtasıyla Kur’ân-ı Kerim’in her asırdaki muhataplarına “Allah’ın ayetlerini kabul etmedikleri takdirde kendilerinin de onlar gibi helak olacakları” mesajı, yaşanmış olaylardan alınan kesitlerin, unutulması zor sahneler halinde zihinde canlandırılmasıyla adeta insan idrakine kazınmaktadır.

Kur’ân-ı Kerim’de bu kadar çok tekrarlanan kıssalar, özellikle tarihçilerin ve tefsir âlimlerinin ilgi odaklarından biri olmuştur. Ancak bazı kıssaların Kur’ân-ı Kerim’den önce Kitab-ı Mukaddes’te yer almış olması, önemsiz olduğu için haklarında Kur’ân-ı Kerim’de bir şey söylenmeyen hususların, bu âlimlerce Tevrat ve İncil’deki bilgilerle tamamlanmaya çalışılmasına ve hurafelerden oluşan birçok görüşün böylece bu tarih ve tefsir kaynaklarına girmesine neden olmuştur.

Burada üzücü olan, bu tür rivayetleri eserlerine alan âlimlerin, bunları Kitab-ı Mukaddes’ten veya hangi kaynaktan almış olduklarına çoğu kez bilerek ve bazen de bilmeyerek açıklık getirmemiş olmamalarıdır. Çünkü bilginin kaynağı ortaya konulmadığından, ayetin yorumu olarak verilen bu bölümler, adeta dinin ve vahyin konuyla ilgili açıklaması olarak anlaşılabilme tehlikesini beraberinde getirmektedir.

Hâlbuki bu konularda murad-ı ilahi, bu hususları önemli olmadığı için açıklamamıştır. Kıssalarda açıklanmayan hususları İslam dışı kaynaklarla doldururken, mutlaka ve mutlaka bilginin kaynağına temas edilmeli, “Konu Tevrat’ta şu şekilde, şu kişiye göre de şu şekilde ele alınmıştır.”tarzında uyarılarda bulunmak gerekmektedir.

Kâinattaki en dehşetli felaketi oluşturan gazap ve gazabın sonucu olan azapla helak, Yaratıcı’nın insanlık tarihi boyunca çok az uyguladığı ve insanlar tarafından şartları oluşturulduğu takdirde, her defasında yeniden tekrar edecek bir ilahi kanun (sünnetullah)dur.

Herhangi bir şahıs ya da bir toplumun ilahi gazaba uğraması, uzun bir değişim sürecinin oluşmasıyla gerçekleşir. Bu süreç içerisinde Yaratıcı tarafından inkârcı azgınlara değişik ihtarlar gönderilir. Bu ihtarlar, Allah Teâlâ’ya olan isyan ve özellikle de Allah Teâlâ ile kendince savaş halindeki birey ve toplumlara, büyük bir felaketin yolda olduğu haberini iletir. Gerekli mesajı alıp, dinî mukaddesatla savaşmaktan vazgeçen ve hâşâ ilahlık iddiasında bulunmaktan, bozgunculuk ve zulüm yapmaktan sakınan kimseler, ilahi kanun gereği kendilerini gazaptan korumuş olurlar.

Ancak ihtar şeklinde gelen türlü türlü felaketler ve cezalara rağmen, hala inkârcılıkta direten, ilahi değerlerle çatışmaktan vazgeçmeyen, hayattaki yaşam gayesini dinî değerlerle savaşmaya adayan iflah olmaz inkârcılar, Allah Teâlâ’nın gazabını üzerlerine çeker ve ilahi bir cezayla cezalandırılarak bu dünyada yok edilirler.

Önceki inkârcılara gönderilen yerden ve gökten gelen azap şekilleri, kıyamete kadarki süreçte, Allah Teâlâ’nın istediği her zaman ve zeminde meydana getirilebileceği bir gerçek olarak kalmaya devam edecektir:

“De ki: Allah ’ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter.”(En’âm 6/65)

Kur’ân-ı Kerim’in önemle üzerinde durduğu insan fıtratındaki vahiy dışı değişimlere olan ilgi ve eğilim, yine Kur’ân-ı Kerim ifadesine göre, bu yolu tutanların zarara uğramasıylasonuçlanacaktır.

İşte Kur’ân-ı Kerim bu noktada, insanlığı bu zararlardan kurtarmanın ölçü ve prensipleri üzerinde önemle durur. Bunu da, geçmiş ümmetlerden, peygamberlerden ve uğradıkları değişimlerden sık sık söz ederek, Kur’ân-ı Kerim muhataplarının dikkatini bu noktalara çekerek yapar.

Şüphesiz, kâinatın tüm kurallarını en küçük detayına kadar mükemmel bir şekilde ortaya koyan Allah Teâlâ’nın kanununda, bu büyük felaketten korunmanın yolları da vardır.

Bunların neler olduğu ise yine son dinin kutsal metni Kur’ân-ı Kerim’de bizlere haber verilmiştir.

Bunların birincisi, insanın Yaratıcı karşısında kul olduğunu hatırlaması ve kendi konumunu buna göre belirlemesidir. Kul olduğunu unutup Allah ile mücadeleye asla girişmemelidir.

İkincisi, hayatının değişik evrelerinde Allah Teâlâ’ya dua ve istiğfarda bulunması, yaptığı günahlardan af dilemesidir. Kur’ân-ı Kerim’de buna benzer ilahi gazaptan kurtuluş reçetelerinden bahsedilmektedir.

Detaylı bilgi ve kaynak için bk. Hatice BAŞKAYA, Kur’ân-ı Kerim’de Allah Teâlâ’nın Gazabına Uğramış İnsanlar Ve Toplumlar, Harran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Tefsir Bilim Dalı  (Yüksek Lisans Tezi), Şanlıurfa, 2007.

Not: Din İleri Yüksek Kurulu Uzmanı Bahattin AKBAŞ’ın şu makalesini okumanızı tavsiye deriz:

Helak Edilen Kavimler ve Helak Sebepleri

Yüce Allah, yaratılmışların en şereflisi olan insana akıl ve irade vermiş ve bunun sonucunda ona bir takım sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumlulukları yerine getirebilmesi için de peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle ona rehberlik etmiştir. Kur’ân-ı Kerim, Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed (a.s.)’e gönderilen son ilahi kitaptır. Bu Yüce Kitabın muhatabı bütün insanlar, gayesi de, onların dünya ve ahiret mutluluklarını sağlamaktır. Bu gayeye ulaşabilmemiz için, Kur’ân’ı okuyup anlamamız, emir ve yasaklarına uymamız gerekmektedir.

İnsanı yaratan, onu ruhen ve bedenen şekillendiren, onu yaşatan Allah’tır. Kainatı insanın emrine ve hizmetine veren Yüce Allah’ı tanımak, O’na yakınlaşmak ve O’na kulluk etmek her müslümanın en önemli görevidir. İnsan, kendisine yol gösterici olarak Allah’ın insanlara Peygamberimiz (sav) aracılığıyla ulaştırdığı vahyini ve Peygamber Efendimizin sünnetini rehber edinmelidir. Bitmez tükenmez bir ilim, hikmet ve saadet kaynağı olan Kur’ân; nuru ile alemleri aydınlatan, ruhlara şifa veren, insanların güçlü bir vicdana ve sağlam bir imana sahip olmasına vesile olan, akılları ve gönülleri aydınlatan yüce bir kitaptır.

Bundan dolayı, kendimize yol gösterici olarak Kuran’ı rehber edinerek Yüce Allah’ın Kuran’da bizlere neler bildirdiğini, son derece titiz ve dikkatli bir biçimde incelememiz ve bunlar üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Nitekim Allah, Kuran’ın gönderiliş amacının insanları düşünmeye yöneltmek olduğunu bildirir:

هَـذَا بَلاَغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُواْ أَنَّمَا هُوَ إِلَـهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ  

“Bu Kur’ân; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir” (İbrahim,14/52).

Kuran’ın büyük bir bölümünü oluşturan geçmiş kavimlerin haberleri de kuşkusuz üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biridir. Bu kavimlerin çoğunluğu, kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamışlar ve onlara düşmanlık yapmışlardır. Bu taşkınlıklarından dolayı Yüce Allah Kuran’da, bu helak olaylarının sonraki insanlara ibret olması gerektiğini bildirmektedir. Mesela Allah’a isyan eden bir grup Yahudi’ye verilen ceza;

 فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ

“Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık” (Bekara,2/66)  ayeti ile ibret olarak bizlere anlatılmaktadır.

Kuran’da anlatılan helak olaylarının pek çoğu çağımızda yapılan arkeolojik bulgular sayesinde “görülecek” ve “bilinip-tanınacak” hale gelmiştir.

Her canlı gibi millet  ve toplumların da dünyada belli bir yaşama süreleri vardır, doğar, yaşar ve ölürler. Tarih sahnesinde ebedi olarak yaşayan hiç bir kavim yoktur. Tıpkı insanlarda olduğu gibi kavimler de eceli geldiği zaman tarih sahnesinden silinir giderler. Bu Yüce Allah’ın kainatta tesis ettiği nizamın bir gereğidir.

Helak edilen kavimler  ile ilgili olarak Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır;

“Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.” (Hicr,15/4-5).

Kur’ân-ı Kerim’de helak olduğu bildirilen kavimlerle ilgili olarak, “karye”, (1) ve “ümmet” (2) kelimeleri kullanılmaktadır. Bu kelimeler; memleket halkı, nesil, az veya çok, büyük veya küçük toplum anlamını ifade eder. (3)

Toplumlar ecelleri gelince helak olup giderler. Eceli ne bir an ileri geçebilir ne de geri bırakılabilir, ne uzatılabilir ne de kısaltılabilir. Bu eceli ancak Allah bilir. Her topluluğun bir helak zamanı vardır. O zaman gelince helakleri gerçekleşir.

“Her cemaat, büyük veya küçük her kavim ve devlet için Allah katında belirli bir vakit ve süre vardır. Allah’a karşı peygamberini yalanlayanların, müşriklerin,azgınların, dinsizlerin, zalimlerin, asilerin, edepsizlerin, hepsi dünyanın her tarafında birden bire aynı anda cezalandırılmazlar. Çeşitli toplumların, kavimlerin belirli müddetleri vardır. Birini şu kadar zaman içerisinde helak eden bir fenalık, diğerini mahvetmek için daha az veya daha çok zaman alabilir. Ancak ecelleri gelip mühletleri bitince ne bir saat gecikebilir ne de bir saat öne geçebilirler. Helak edilirler.” (4) Bu husus Kur’ân-ı Kerim’de şöyle anlatılır;

فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ“  وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ

“Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler” (Araf,7/34).

Ayet-i kerimede bu ecelin hiçbir şekilde şaşmadığı bildirilmektedir:

“Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır” (Münafıkun, 63/11).

Yine Kur’ân-ı Kerim’e göre ölen ancak Allah’ın izni ile ölür:

“Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız”  buyurulmaktadır. (Al-i İmran 3/145).

“Her ümmetin azap ve helaki takdiri olup, levh-i mahfuzda yazılıdır. O yazıdaki sebep ve şartlar tahakkuk edip vakitleri gelince helak edilirler.” (5) Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:

وَإِنْ مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ أَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

“ Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helak edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.”(İsra,17/58)

Ümmetlerin ve insanların helak zamanlarını takdir eden Allah’tır. Bu takdir ve ecelin dışında hiçbir kimsenin ölmesi, hiç bir ümmetin yok olması söz konusu değildir. Ayetlerde belirtildiği gibi, her toplumun ve her canlının bir eceli vardır. Zamanı gelince nefislerin ve kavimlerin ölümü tahakkuk eder. Bu ecelin zamanını insanlar bilemez, ancak Allah bilir.

Kur’ân-ı Kerim’e göre kavimlerin helak oluşuna bizzat o topluluklarda yaşayanların kendileri neden olmaktadır. Toplumların helakinin nedeni de işte burada yatmaktadır.Yüce Allah çok merhametlidir. Onun merhameti her şeyi kuşatmıştır. Allah insanlara zulmetmez, iyiliklerin karşılığını kat kat fazlasıyla verir. İşlenen kötülüklerin hepsine ise ceza vermez, bir kısmını bağışlar.

“Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir”( Nisa 4/40)

إنَّ اللّهَ لاَ يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْئًا وَلَـكِنَّ النَّاسَ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

“Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler”(Yunus10/44)   Ayetler, Allah’ın insanlara zulmetmediği, insanların başlarına gelen felaket ve âfetlerin kendi hataları sebebiyle geldiğini, böylece isyan eden insanların kendi kendilerine zulmettiklerini ifade etmektedir.

وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُوا وَجَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا كَذَلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ

Andolsun, sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde (yalanlayıp) zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız (Yunus,10/13)

وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنْ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنْ كَذَّبُوا فَأَخَذْنَاهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

“Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler (in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik. (Araf,7/96)

وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لاَ يَعْلَمُونَ

“Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz”(Araf,7/182).

Kavimlerin helak edilmeleri, yapmış oldukları zulüm ve hatalar yüzündendir. Bir kavim kendisinde bulunan güzel hasletleri değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez. Ayet şöyle buyurulmaktadır:

ان الله لا يغير ما بقوم ختى يغيروا ما بانفسهم  و اذا اراد الله بقوم سوءا فلا مرد له و ما لهم من دونه من وال

“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur” (Ra’d 13/11)

Ayet-i kerime’ye göre insanlar, iyi hallerini devam ettirdikleri müddetçe nimet ve huzur içerisinde bulunmaya devam ederler. Toplumların helake ve yokluğa sürüklenmeleri fitne, fesat, anarşi ve terör gibi kendi kabahatleri yüzündendir. (6)

Bir toplumda ahlaksızlık, haksızlık, zulüm ve kötülükler çoğalır, bu kötülükleri önlenmeye veya kaldırılmaya çalışan da olmazsa cezalandırılır, helâk edilir. Allah bu toplumun yerine başka bir nesil var eder. Bu husus Kur’ân’da şöyle  bildirmektedir.

“Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka toplumlar meydana getirdik.” (Enbiya,21/11).

Geçmişten günümüze kadar pek çok kavim gelip geçmiştir. Bu kavimler varlıklarını bugüne kadar niçin sürdürememiştir? Bunlar niçin helak edilmişlerdir? Kur’ân-ı Kerim’e göre kimi kavimler darlık ve yokluk içinde, kimisi de bolluk ve refah halinde iken helak edilmişlerdir. (7)

Kur’ân-ı Kerim’in bizlere bildirdiğine göre Allah her kavme doğru yolu göstermeleri için peygamber göndermiş, peygamberler onları iman ve itaate çağırmışlar, taşkınlık, zulüm ve isyanı terk etmelerini istemişlerdir. Ancak o kavimlerin pek çoğu bu peygamberlerin davetine uymadığı gibi onları yalanlamışlar, hatta eziyet edip öldürmüşlerdir. Allah çeşitli kereler o kavimleri uyarmış, ancak düzelmeyince helak etmiştir. Konu ile ilgili olarak Kur’ân-ı Kerim’de bu husus şöyle  ifade edilmektedir:

أَلَمْ يَرَوْاْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا الأَنْهَارَ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ

“Onlardan (Mekke halkından) önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Onlara bol bol yağmur yağdırmıştık. Topraklarından nehirler akıttık. Sonra da günahları sebebiyle onları helak ettik ve arkalarından başka bir nesil var ettik” (Enam,6/6)

فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ

شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ

“Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar”  (Enam 6/44 ) (8)

Ayet-i kerimeler; Yüce Allah’ın geçmiş kavimleri günahları sebebiyle helak ettiğini, bu kavimlerin ekonomik ve teknik imkanları iyi olmasına rağmen helak olmaktan kurtulamadıklarını bildirmektedir. Yüce Allah helak olan bu kavimlerin yerlerine yeni topluluklar yaratmıştır.

Helak edilen kavimlerin başta gelen kabahatleri, onları imana, itaate ve doğruluğa davet eden Peygamberlere isyan etmeleri ve onları yalanlamalarıdır.

Kur’ân-ı kerim’in önemli bir bölümü geçmiş kavimlerin (toplumların) ve peygamberlerin kıssalarından, hayat hikayelerinden kesitler sunmaktadır. Şüphesiz bu kıssalar insanların okuyup geçmeleri için değil, ibret almaları içindir. Bu kıssalar çok önemli ibret, hikmet ve öğütlerle doludur. Bu itibarla âyetleri dikkatle okumalı ve bunlardan ders almalıyız.

Şimdi  helâk edilen kavimlerden bazılarının helak ediliş sebeplerini zikredebiliriz.

NUH (A.S.)’IN KAVMİ

Hz. Adem’den sonra insan nesli çoğalmış, bunlar yeryüzünde bir çok yeri imar etmişler ancak zamanla hak dinden uzaklaşarak putlara tapmaya başlamışlardır. Yüce Allah insanlara Nuh (a.s.)’ı peygamber olarak göndermiş; ancak insanlar onun öğütlerini dinlememişler, hatta onu alaya almışlardır. Nuh (a.s.), kavminin iman etmesinden ümidini kesince onların helak olmalarını istemiştir. Allah da ona bir gemi yapmasını emretmiş ve bu gemiye müminlerle cins hayvandan birer çift almasını söylemiştir. Bundan sonra büyük bir tufanla sular her tarafı kaplamıştır. İman etmeyenler boğulmuşlar ve böylece helak olmuşlardır. (9) Nuh kavminin helak edilmesinin nedeni Kur’ân’da şöyle anlatılmaktadır: ..

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

“Andolsun, biz Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi” (Ankebut, 29/14).

مِمَّا خَطِيئَاتِهِمْ أُغْرِقُوا فَأُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُم مِّن دُونِ اللَّهِ أَنصَارًا

“Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar” (Nuh,71/25).

Nuh kavmi Allah’a ve Peygamberine isyan etmeleri, zulme, küfre ve günaha dalmaları sebebiyle helak olmuştur.

AD KAVMİ

Yemen bölgesinde yaşamakta olan Ad kavmine Yüce Allah peygamber olarak Hud (a.s.)’ı göndermiştir. Ad kavmi, bir çok nimetlere nail olmuş, görkemli binalar inşa etmişlerdi. Şirk ve küfürde israr eden kavme Hud (a.s.), mucizeler göstermiş ve onları Allah’ın birliğine inanmaya çağırmıştır. Ancak ona kulak vermemeleri ve şirkte devam etmeleri sebebiyle şiddetli bir rüzgar ile helak olmuşlardır. (10)

فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُون

“Âd kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, “Bizden daha güçlü kim  var?” demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha güçlü olduğunu  görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı” (Fussilet,41/15)

فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُم عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَخْزَى وَهُم لَا ْ يُنصَرُون

“Biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azâbı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez” (Fussilet, 41/16).

.فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ وَعَادًا وَثَمُودَ وَقَد تَّبَيَّنَ لَكُم مِّن مَّسَاكِنِهِمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ

“Kavmi, onu yalanladı. Bunun üzerine kendilerini o malum sarsıntı yakaladı da yurtlarında  diz üstü çökekaldılar. Ad ve Semûd kavimlerini de helak ettik. Bu, onların (harap olmuş) yurtlarından size besbelli olmuştur. Şeytan onlara işlerini süslemiş ve onları doğru yoldan  alıkoymuştur. Halbuki onlar gözü açık kimselerdi” (Ankebut, 29/37-38).

Ad kavmi, Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük etmeleri ve peygamberi yalanlamamaları, inkar ve isyanları sebebiyle helâk edilmişlerdir.

SEMUD KAVMİ

Ad kavminin helakinden sonra Hicr bölgesinde Semud kavmi yaşamıştır. Semud kavmi pek çok nimete nail olmuş, dağları ve taşları oyarak muhkem evler inşa etmişler, yazlık ve kışlık konaklar yapmışlardır. Bolluk ve refah içerisinde yaşamışlar, uzun ömürlü bir hayat sürmüşlerdir. Zamanla Hak yoldan sapmışlar, şirke düşmüşlerdi. Yüce Allah onlara Salih (a.s.)’ı peygamber olarak gönderdi. Salih (a.s.), onları Allah’a imana, ibadete ve itaate çağırdı. Mucizeler gösterdi, öğütler verdi. Ancak kavmi onu dinlemediği gibi yalanladı. Kendilerine mucize olarak verilen ve sakın dokunmayın denilen dişi deveyi öldürdüler. Bunun üzerine Salih (a.s.), ve iman edenler dışında Semud kavmi şiddetli bir gök gürültüsüyle helak edildiler. (11)

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ

“Andolsun biz, “Allah’a kulluk edin” diye (uyarması için) Semûd kavmine, kardeşleri Salih’i peygamber olarak göndermiştik. Bir de ne görsün, onlar birbiriyle çekişen iki grup olmuşlar.” (Neml, 27/45).

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا إِذِ انبَعَثَ أَشْقَاهَا  فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنبِهِمْ فَسَوَّاهَا

“Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı. Allah’ın Resülü de onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun. Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları” helak etti ve kendilerini yerle bir etti.”  (Şems, 91/13-14).

LUT KAVMİ

Lut (a.s.), Filistin muhitinde bulunan Sedom kavmine peygamber gönderilmiştir. Bu kavim, hak yoldan sapmış, inkâr ve isyana dalmış bir kavimdi. Kadınları bırakıp erkeklere yönelmişler, homoseksüellik yapmaya başlamışlardı. Lut  (a.s.) kavmini doğru yola davet etti. Kendilerine yapılan daveti kabul etmemeleri üzerine helake edildiler. (12)

ْ إِنَّا مُنَجُّوكَ وَأَهْلَكَ إِلَّا امْرَأَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ  إِنَّا مُنزِلُونَ عَلَى أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِّنَ السَّمَاء بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

“Elçiler ona, ‘korkma, üzülme, biz seni ve aileni kurtaracağız. Ancak karın başka. O geride kalıp helak edilenlerden olacaktır.’ Şüphesiz biz, bu memleket halkı üzerine, fasıklık ettiklerinden dolayı gökten bir azap indireceğiz  (Ankebut, 29/33,34).

وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُون“أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُون الرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ النِّسَاء بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ َ

“Lût’u da (Peygamber olarak gönderdik.) Hani o kavmine şöyle demişti: ‘Göz göre göre o çirkin işi mi yapıyorsunuz?. Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi varıyorsunuz? Doğrusu siz ne yaptığını bilmez bir toplumsunuz” (Neml 27/ 54, 55)

وَلُوطًا آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَت تَّعْمَلُ الْخَبَائِثَ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ

“Biz Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler” (Enbiya ,21/74).

FİRAVUN VE ONA TABİ OLANLAR

Kur’ân-ı Kerim’de helak edildiği bildirilen bir başka kavim de Firavun ve ona tabi olanlardır. Eski Mısır krallarına verilen genel bir isim olan Firavunlar İsrail oğullarını esir gibi ağır ve meşakkatli işlerde çalıştırmışlardır. Bir yanda firavunların diğer yanda Mısır’ın yerlisi putperest Kıptilerin kendilerine yükledikleri ağır işlerden bıkan İsrail oğulları eski ata yurtları Kenan diyarına gitmek istiyorlardı. Ancak Firavundan kurtulup bir türlü buna nail olamıyorlardı. Firavun’a bir kahin, İsrail oğullarından bir çocuğun doğarak saltanatını yıkacağını söyleyince, Firavun, İsrail oğullarından doğan erkek çocuklarını öldürmeye başlamış, böyle bir zamanda Musa (a.s.) dünyaya gelmişti. (13) Kur’ân’a göre Musa (a.s), mucizevi şekilde Firavun’un elinden kurtulmuş hatta onun sarayında annesinin kucağında büyümüş, Firavunu ve Kıptileri tevhit inancına çağırmış, ancak imana gelmeyen Firavun ilahlık taslamış, neticede  askerleriyle birlikte denizde helak edilmiştir.

نَتْلُوا عَلَيْكَ مِن نَّبَإِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ .  إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِّنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ

“İman eden bir kavm için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız” Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o bozgunculardandı” (Kasas,28/3-4).

“فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ وَأَنجَيْنَا مُوسَى وَمَن مَّعَهُ أَجْمَعِينَ ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

“Bunun üzerine Mûsâ’ya, ‘asan ile denize vur’ diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. Ötekileri de oraya yaklaştırdık. Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık. Sonra ötekileri suda boğduk”  (Şuara 26/63,66)

Firavun ve ona uyanlar isyanları ve diğer günahları sebebiyle denizde boğularak helak edilirken; İman ettim, Allah’tan başka ilah yoktur , ben de müslümanım diyerek iman etmek istemiş ancak bu, yeis anında artık yaşama imkanı kalmayıp azabı gördükten sonra olduğu için kabul olmamıştır;

وَجَاوَزْنَا بِبَنِي إِسْرَائِيل الْبَحْرَ فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْيًا وَعَدْوًا حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ آمَنتُ أَنَّهُ لا إِلِـهَ إِلاَّ الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ َ وَأَنَاْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ آلآنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنتَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ

“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilah olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi. Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun”  (Yunus ,10/90-91).

Örneklerini vermeye çalıştığımız bu kavimlerin dışında nice kavimler helak olmuştur. Bunların helak edilmelerinde ana sebep ise zulmetmeleri olmuştur.

فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُّعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَّشِيدٍ

“Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır ( Hac, 22/45) Allah’ı, peygamberlerini ve âyetleri inkâr, Allah’a ortaklar koşma, isyan ve zulüm helak edilen kavimlerin ortak özellikleridir. (14)

SONUÇ:    

Her kavim için dünyada belirli bir yaşama süresi vardır. Bu süre geldiği anda geri bırakılmaz ve ertelenmez. Dünya üzerinde yaşamış olan kavimlerin helak edilmeleri, işledikleri şirk, küfür, isyan ve zulüm gibi günahları sebebiyledir. Allah kullarına asla zulmetmez.

Geçmiş kavimlerin kıssalarında insanlar için ibretler ve öğütler vardır. Helak edilen kavimlerin kıssaları da böyledir.

 

 

Sultangazili Gençler Diplomasi Dünyasının Uzman İsimleriyle Buluşuyor
Sultangazi Belediyesi’nin Divan Derneği’nin iş birliğinde düzenlediği Diplomasi Söyleşileri devam ediyor. Söyleşiler kapsamında Gençlik ve Spor eski Bakanı, TBMM Dış...
Çiftalan, Gençlik Kampı ve plajıyla cazibe merkezi olacak
Gençler ve çocuklar için eğitimden spora, teknolojiden el sanatlarına kadar onların kişisel gelişimine katkı sunacak bir çok proje hazırlayan ve...
ATİD TURİZMİN “EN”LERİNİ ÖDÜLLENDİRECEK
ATİD ANKARA’NIN EN İYİ TURİZİMCİLERİNİ ÖDÜLLENDİRİYOR Anadolu Ankara Turizm İşletmecileri Derneği (ATİD), bu sene üçüncüsü gerçekleştirilecek olan ATİD Turizmin En’leri...
ANNE BABALAR DİKKAT!
ADIM ADIM LGS 5 Haziran 2022 tarihinde gerçekleşecek olan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) için geri sayım başladı. Sınava adım adım...
ATMACA AİLESİNİN ACI GÜNÜ
Eyüpsultan Kanaat önderi Faysal Atmaca”nın Kayınvalidesi ” ve Eyüpsultan Ak Parti İlçe Kadın Kolları Başkanı Hacer Atmaca Atilla “nın Anneannesi,...
ALIN TERİ VE GÜVENİN ADRESİ UFKUM SİGORTA
Gaziosmanpaşa ” Fevzi Çakmak Mahallesi 762.Sokakta Hizmet Veren ufkum Sigorta ” Yaptığı başarılı çalışmalarla Adından Söz ettiriyor. Geçmişin ve geleceğin...
“EN İYİ NARKOTİK POLİSİ ANNE” PROJESİ GAZİOSMANPAŞA’DA HIZ KESMEDEN EĞİTİMLERE DEVAM EDİYOR!
Gaziosmanpaşa Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Büro Amirliği ve İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü TUBİM Büro Amirliğinde görevli personeller...
103. yılında 103 sporcuyla Haliç’te 19 Mayıs kutlaması
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Eyüpsultan’da coşkuyla kutlandı. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı için...
Eski Siyasetçiler Kahvaltıda Buluştu
Eski Anavatan Partisine yön veren siyasetçiler, Habiblerde bulunan saklı Bahçe kahvaltı solunun da bir araya geldi. Eski Anavatan Partisi Turgut...
GENÇLER “KUTSAL VATANIMIZ SİZE EMANETTİR”
Yenilik Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Habibe Köroğlu, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısı ile kutlama mesajı yayınladı....
Tarım 4.0 Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi açıldı
Eyüpsultan Belediye Başkanı Deniz Köken, ilçenin özellikle kırsal alanlarında kalkınmayı sağlamak amacıyla bir dizi çalışma başlattı. Başlatılan çalışmalarla ilgili Başkan...
Sporcumuz Havva Bayazıt iki kategoride Türkiye Şampiyonu oldu
Eyüpsultan Belediyesi Spor Kulübü sporcuları kazandıkları başarılarla Eyüpsultan’ın gururu olmaya devam ediyor. Takım sporlarında olduğu kadar bireysel sporlarda aldıkları altın...
BİR ZAMANLARIN EN İYİ RADYOCULARI BİR ARAYA GELDİ
Marmara FM ” İdarecileri ve Program sunucuları yıllar Sonra bir araya geldi. Marmara Fm’in 1993-1996 yılları arasında, ‘Altın dönemini yaşadığı’...
Gaziosmanpaşalı Gençler, Heyecan Dolu Festivalde Yeteneklerini Sergiliyor
Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından bu yıl 4’üncüsü düzenlenen Gaziosmanpaşa Bilim, Spor, Sanat ve Gençlik Festivali başladı. Belediye Bahçesi’ni, açık hava şölenine...
KAMUOYUNA DUYURU
Tüm  Halkımız Davetlidir Atatürkçü Düşünce Derneği  Gaziosmanpaşa Şubesinin  19 mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve spor Bayramı  nedeniyle  FENER ALAYI  Etkinliğine...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ