40,2592$% 0.13
46,7280€% 0.07
53,9463£% 0.2
4.309,12%-0,18
7.021,00%0,34
28.001,00%0,34
3.335,67%0,36
10.222,02%-0,03
4782277฿%1.63469
SPORCUYU YETİŞTİREN BORÇLANIYOR, HAZIR ŞAMPİYONU ALAN ALKIŞLANIYOR!
Türkiye’de özel spor kulüpleri ve özel spor okulları sessizce büyük bir yaşam mücadelesi veriyor.
Dışarıdan bakıldığında bir spor salonu, birkaç minder, sporcular ve antrenörler görülüyor. Fakat o kapının arkasında yüksek kiralar, ağır faturalar, vergiler, antrenör maaşları, personel giderleri, SGK primleri, spor malzemeleri ve bitmek bilmeyen müsabaka masrafları bulunuyor.
Özel spor kulübü daha ay başlamadan büyük bir mali yükün altına giriyor. Salonun kirası, elektrik, su ve doğal gaz faturaları ödenecek. Antrenörlerin, hizmetlilerin ve diğer çalışanların maaşları verilecek. Yanında çalışan herkesin sigortası yapılacak, SGK primleri ve diğer işveren yükümlülükleri karşılanacak. Vergiler zamanında yatırılacak, salonun temizliği ve bakımı yapılacak, eskiyen malzemeler yenilenecek.

Bütün bunların yanında kulüp, aidatını mümkün olduğunca düşük tutmaya çalışacak.
Çünkü karşısında belediyelerin ve kamu kurumlarının ücretsiz veya çok düşük ücretli spor hizmetleri bulunuyor.üstelik

Devletin ve belediyelerin çocuklara ücretsiz spor imkânı sağlamasına elbette karşı değiliz. Daha fazla çocuğun sporla tanışması, kötü alışkanlıklardan uzak durması ve sağlıklı yetişmesi hepimizin ortak arzusudur.
Ancak bir tarafta binası, personeli, elektriği, doğal gazı ve malzemesi kamu imkânlarıyla karşılanan tesisler; diğer tarafta bütün giderlerini sporcu aidatlarıyla karşılamaya çalışan özel spor kulüpleri var.
Bu iki yapının aynı şartlarda yarışması mümkün müdür?
Özel kulüp aidatını yükselttiğinde sporcu kaybediyor. Çünkü veli, hemen yakınındaki ücretsiz tesisi tercih ediyor. Aidatını yükseltmediğinde ise kulüp kirasını, vergisini, çalışanının maaşını ve sigorta primini ödeyemiyor.
Kulüp ayakta kalmak için borçlanıyor. Vergisini erteliyor, kirasını geciktiriyor, antrenörüne ve çalışanına karşı mahcup oluyor. Ay sonunda elinde kalan parayla geçimini sağlamaya çalışıyor.
Zaman zaman özel kulüplere küçük destekler veriliyor. Ancak bu destekler, gerçek giderlerin yanında çoğu zaman devede kulak kalıyor. Bazen bir aylık kirayı bile karşılamayan yardım, bütün yılın desteği gibi sunuluyor.
Oysa mesele bir gün fotoğraf çektirmek veya birkaç malzeme dağıtmak değildir. Asıl mesele, yılın on iki ayı sporcu yetiştiren kulübün kapısını açık tutabilmektir.
Ücretsiz spor hizmetleri devam etsin. Ancak yıllardır sporcu yetiştiren özel kulüpler de sahipsiz bırakılmasın.
Çünkü özel spor kulüpleri yalnızca spor dersi verilen ticari işletmeler değildir. Bu kulüpler aynı zamanda birer eğitim yuvası, mahalle okulu ve sporcu fabrikasıdır.
Çocuk kulübe geldiğinde yalnızca tekme atmayı, yumruk vurmayı veya bir hareketi yapmayı öğrenmez. Disiplini, sabrı, saygıyı, sorumluluğu, yenilgiyi kabullenmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı öğrenir.
Bir sporcunun yetişmesi birkaç ayda gerçekleşmez.
Tekvandodan örnek verelim…
Bir çocuk beyaz kuşakla salona girer. Sarı, yeşil, mavi, ara kuşaklar, kırmızı ve siyah kuşağa kadar uzanan yaklaşık on kuşak sınavından geçer. Bu yol bir günde veya birkaç ayda tamamlanmaz. Sporcu, seviyesine ve gelişimine göre bir-iki yıl boyunca düzenli antrenman yapmak zorundadır.
Kulüp ve antrenör, çocuğu sırf kuşağı ilerlesin diye aceleyle sınava sokmamalı; tekniğinin, disiplininin ve sportif seviyesinin gelişmesini beklemelidir. Fakat bu sağlıklı gelişim süreci uzadıkça aile üzerindeki maddi yük de devam eder.
Aidat ödenir, kuşak sınavına girilir, federasyon işlemleri yapılır, sağlık raporu alınır, lisans çıkarılır, lisans vizesi yenilenir, spor kıyafeti ve koruyucu malzemeler alınır.
Aileler bazen ödedikleri her ücretin kulübün kasasında kaldığını düşünüyor. Oysa kulüp, aldığı paranın önemli bir bölümünü zorunlu işlemler için başka yerlere aktarmak zorunda kalıyor.
Federasyon işleminin ayrı ücreti, kuşak sınavının ayrı ücreti, sağlık raporunun ayrı ücreti, lisansın ve vizenin ayrı ücreti var. Bunların önemli bir bölümü kulübün kazancı değildir. Kulüp bu bedelleri sürekli kendi cebinden karşılayamayacağı için aileye yansıtmak zorunda kalır.
Aile kulübe para verdiğini düşünürken kulüp, aldığı parayı daha kasasına koyamadan başka bir zorunlu gider için öder.
Bir masrafın üzerine başka bir masraf biner. Sporcu daha müsabaka seviyesine ulaşamadan bazı aileler ekonomik olarak yorulur. Çocukların bir bölümü antrenmanlara ara verir, bir bölümü düzensiz gelmeye başlar, bir bölümü de sporu tamamen bırakır.
Kuşaklarını tamamlayıp müsabaka seviyesine ulaşabilenleri ise daha ağır bir mali süreç bekler.
Sporcu şehir dışındaki turnuvalara, Türkiye şampiyonalarına, kamplara ve gerekli şartları taşıdığında uluslararası organizasyonlara katılmak zorundadır.
Bir müsabakanın maliyeti yalnızca uçak veya otobüs bileti değildir.
Sporcu ve antrenör önce yaşadığı yerden havalimanına ya da otogara ulaşır. Gittiği şehirde havalimanından veya terminalden konaklama yerine geçer. Otelden müsabaka salonuna, salondan tekrar otele günlerce gidip gelir.
Yemek, su, konaklama, şehir içi ulaşım, özel ihtiyaçlar ve önceden hesaplanamayan masraflar ortaya çıkar. Yedi-sekiz gün süren bir organizasyonda başlangıçta yapılan hesap çoğu zaman tutmaz.
Müsabaka bittikten sonra aynı yolculuk ve aynı masraflar dönüşte yeniden yaşanır. Antrenörün de yol, konaklama ve yemek giderleri vardır. Yılda yedi-sekiz defa müsabakaya katılan bir kulüp ve sporcu ailesi için bu maliyetler artık taşınamayacak seviyelere ulaşmaktadır.
Kafilede sporcu sayısı fazlaysa bazı ortak giderler bölüşülebilir. Fakat müsabakaya giden sporcu sayısı az olduğunda kişi başına düşen yük daha da artar.
Antrenör de her defasında kendi masrafını cebinden karşılayamaz. İstemese de bu giderleri sporculara bölmek zorunda kalır. Veli yeni bir ödeme duyunca rahatsız olur; antrenör ise sürekli para isteyen kişi durumuna düşer.
Oysa o paranın büyük bölümü antrenörün kazancı değildir.
Antrenör sporcusunu müsabakaya götürmek, onun başında durmak ve kulübünü temsil etmek için ailesinden, işinden ve özel hayatından fedakârlık yapmaktadır. Buna rağmen velinin karşısında mahcup olan yine antrenördür.
Spor malzemelerinde de benzer bir çıkmaz yaşanıyor.
Ucuz malzeme alındığında ürün kısa sürede bozuluyor, sporcu sağlıklı şekilde kullanamıyor, verilen para çöpe gidiyor ve veli haklı olarak tepki gösteriyor. Kaliteli ve dayanıklı malzeme tercih edildiğinde ise fiyatlar ailelerin gücünü aşıyor.
Tekvandoda kullanılan elektronik müsabaka sistemleri bunun en açık örneklerinden biridir. Organizasyonlarda farklı elektronik sistemler kullanılabiliyor. Sporcu, kullanılan sisteme uygun elektronik ayaklık almak zorunda kalıyor. Daedo Gen2, Daedo Gen3 ve başka elektronik sistemler için ayrı ürünler gerekebiliyor.
Bugün yalnızca bir elektronik ayaklığın fiyatı yaklaşık 7–8 bin liraya ulaşabiliyor. Sporcu üç farklı sistemle uyumlu malzeme almak zorunda kaldığında yalnızca ayaklıkların bedeli 20 bin liranın üzerine çıkıyor.
Üstelik alınması gereken tek malzeme ayaklık değildir.
Dobok, kask, kolluk, kaval koruyucu, kasık koruyucu, eldiven ve diğer ekipmanlar da bu maliyete eklenir. Sporcu büyüdükçe bazı malzemelerin bedeni değişir ve yenilerinin alınması gerekir.
Bu yükün altında aile, evladına yetemediğini düşünüyor. Sporcu hayalinden uzaklaşıyor. Antrenör ise sürekli yeni bir masraf söylemek zorunda kaldığı için velinin karşısında mahcup oluyor.
Asıl eşitsizlik, sporcu seçimi ve yetiştirilmesi aşamasında daha açık görülüyor.
Belediyelerin ve büyük kamu tesislerinin yüzlerce, hatta binlerce çocuğa ulaşma imkânı var. Yüz çocuğun arasından yetenekli iki çocuğu seçip özel bir gruba almak ve onların üzerine yoğunlaşmak daha kolaydır.
Özel bir kulübün elinde ise bazen yalnızca 10–15 sporcu bulunur.
Bu küçük grubun içindeki çok yetenekli çocuğun ailesinin maddi imkânı olmayabilir. Maddi imkânı bulunan çocuğun ise o seviyedeki müsabakalara katılacak sportif yeterliliği bulunmayabilir.
Özel kulüp çoğu zaman yeteneği buluyor ama o yeteneği müsabakaya götürecek maddi gücü bulamıyor.
Maddi durumu yetersiz olan yetenekli sporcu şehir dışına çıkamıyor. Türkiye şampiyonalarına düzenli katılamıyor. Uluslararası organizasyonlara gidemiyor. Birkaç ay ara veriyor, yeniden dönmeye çalışıyor; sonra tamamen bırakıyor.
Belki de geleceğin Türkiye, Avrupa, dünya veya olimpiyat şampiyonunu daha yolun başında kaybediyoruz.
Maddi imkânı bulunan sporcu ise sportif kapasitesi daha sınırlı olsa bile kamplara ve müsabakalara katılabiliyor. Elbette bu çocuğun hiçbir suçu yoktur. İmkânı varsa kullanması doğaldır.
Burada sorgulanması gereken çocuklar değil, yeteneği maddi güce mahkûm eden sistemdir.
Bir sporcunun önüne millî takım veya olimpiyat hedefi koyduğumuzda, yalnızca salon antrenmanı yaptırmak yeterli değildir. Sporcuya tecrübe kazandırmak, seviyesini ölçmek ve seçmelerin kapısını açabilmek için onu Türkiye’de ve yurt dışında düzenlenen uluslararası Open turnuvalarına da götürmek gerekir.
Open turnuvaları sıradan birer özel turnuva değildir. Sporcu bu organizasyonlarda farklı ülkelerden rakiplerle karşılaşır, uluslararası tecrübe kazanır ve seviyesini görür. İlgili dönemde federasyon tarafından belirlenen kriterlere göre Open turnuvalarında alınan sonuçlar ve puanlar, millî takım seçmelerine katılmanın veya millî takım kadrosuna girmenin yolunu açabilir.
Bazı organizasyonlar olimpik sıralama ve millî takım sürecinin basamakları arasındadır. Dolayısıyla kulüp, sporcusuna büyük bir hedef koyuyorsa onu bu turnuvalara hazırlamak ve götürmek zorundadır.
Fakat bu yolun faturası çok ağırdır.
Türkiye’de düzenlenen uluslararası Open turnuvalarında bile kayıt ücretleri binlerce liraya ulaşabiliyor. Yurt dışındaki organizasyonlarda ise katılım bedelleri avro veya dolar üzerinden alınıyor.
Katılım ücretine ek olarak organizasyonun şartlarına göre uluslararası sporcu lisansı, akreditasyon, geç kayıt, sıklet değişikliği ve benzeri işlem bedelleri ortaya çıkabiliyor. Sporcu daha müsabaka alanına çıkmadan, yalnızca kayıt ve resmî işlemler için ailenin bütçesini zorlayan bir ödeme yapmak zorunda kalıyor.
Bunun üzerine pasaport, vize, seyahat sigortası, uçak bileti, havalimanı transferi, şehir içi ulaşım, yemek ve konaklama giderleri ekleniyor. Harcamalar avro veya dolar üzerinden yapıldığı için dövizdeki her yükseliş, kulübün ve ailenin yükünü daha da artırıyor.
Konaklama da sanıldığı kadar kolay değildir.
Sporcunun tartı saatine, müsabaka programına ve takım toplantılarına zamanında yetişebilmesi için organizasyon yerine yakın bir yerde kalması gerekir. Ucuz olduğu için uzaktaki bir otel tercih edildiğinde bu defa ulaşım masrafı artar, sporcu yollarda yorulur ve müsabaka düzeni bozulur. Salona yakın oteller seçildiğinde ise özellikle büyük uluslararası organizasyonlarda gecelik fiyatlar ateş pahasına ulaşır.
Sporcu bu yolculuğa tek başına da gönderilemez. Yanında antrenörünün bulunması gerekir. Böylece uçak, otel, yemek ve ulaşım giderleri yalnızca sporcu için değil, antrenör için de ödenir.
Kulüp, sporcusunu millî takıma ve olimpik hedefe taşımak istiyorsa bu organizasyonlara katılmak zorundadır. Fakat kulübün bu giderleri sürekli kendi bütçesinden karşılaması mümkün değildir. Mecburen masraflar sporcu ailesine yansıtılır.
Bütün bu paralar ödendiğinde sporcunun madalya kazanacağının, sıralama puanı alacağının veya millî takıma seçileceğinin garantisi de yoktur.
Sporcu ilk turda güçlü bir rakiple karşılaşabilir. İyi mücadele etmesine rağmen elenebilir. Gerekli puanı alamayabilir veya seçme kriterlerini tamamlayamayabilir.
Fakat tecrübe kazanabilmesi ve önüne yeni bir kapı açabilmesi için başka bir Open turnuvasına yeniden gitmesi gerekir. Yeni turnuva demek yeniden kayıt ücreti, yeniden uçak bileti, yeniden otel ve yeniden ulaşım masrafı demektir.
Bu mücadele bir defalık değildir. Bazen iki-üç yıl boyunca tekrar tekrar aynı giderlerin karşılanması gerekir.
Maddi imkânı bulunan sporcu bu organizasyonlara düzenli katılarak uluslararası tecrübe kazanırken, aynı derecede hatta daha yetenekli olan dar gelirli sporcu daha ilk yolculuğa çıkamadan geride kalıyor.
Sporcuya, “Uluslararası tecrübe kazan, Open turnuvalarına katıl, puan topla, kendini göster ve seçmelere gir” diyoruz.
Peki kayıt ücretini, uçak biletini ve otel parasını bulamayan çocuk bu kapıdan nasıl geçecek?
Sporcular millî sporcu olabilmek ve bunun eğitim hayatlarına sağlayabileceği imkânlardan yararlanabilmek için yıllarca mücadele ediyor. Ancak bir kez şehir dışına veya yurt dışına çıkmak, millî sporcu olmak için yeterli değildir.
Millî sporcu belgesinin müsabakanın türüne, yaş kategorisine, sıklete, stile ve katılan ülke sayısına ilişkin şartları vardır. Örneğin belirli ferdi müsabakalarda sporcunun yarıştığı sınıf, stil, sıklet ve kategoride Türkiye dâhil en az altı farklı ülkenin millî takım sporcusunun bulunması gerekir.
Sporcu bütün masrafları karşılayıp yurt dışına gitse bile gerekli şartlar oluşmadığında millî sporcu belgesini alamayabilir.
Bunca masrafa rağmen başarının, millî takıma seçilmenin veya olimpiyat yolunun açılmasının garantisi yoktur. Ancak sporcu bu şansı elde edebilmek için o masrafı yapmak zorundadır.
İşte özel spor kulübünün hayatta kalma mücadelesi tam olarak burada millî sporcu yetiştirme meselesiyle birleşiyor.
Kulüp yalnızca kirasını ödemeye çalışmıyor. Aynı zamanda sporcusunu beyaz kuşaktan alıp Türkiye şampiyonasına, Open turnuvalarına, millî takım seçmelerine ve mümkünse olimpiyat yoluna taşımaya çalışıyor.
Bu yolun her aşamasında yeni bir masrafla karşılaşıyor.
Diğer tarafta, yıllarca özel kulübün yetiştirdiği bir sporcu başarı kazandığında çevresi bir anda kalabalıklaşıyor. Daha önce o çocuğun masrafına, eğitimine ve yenilgilerine ortak olmayanlar, madalya geldikten sonra kendisine imkân sunmaya başlıyor.
Özel kulübün yıllarca emek vererek yetiştirdiği sporcu, yetiştirme maliyetine hiçbir katkı sağlanmadan başka kurumların kadrosuna alınabiliyor. Ardından o sporcunun başarıları, yeni kurum tarafından “Biz yetiştirdik” algısıyla sunulabiliyor.
Burada önemli bir ayrım yapmalıyız:
Bir sporcuyu kadroya katmak başka, onu beyaz kuşaktan başlayarak yetiştirmek başkadır.
Elbette hiçbir sporcu bir kulübün malı değildir. Sporcu istediği yerde çalışma ve kendi geleceğiyle ilgili karar verme hakkına sahiptir. Ancak sporcunun tercih hakkı, onu yıllarca yetiştiren kulübün emeğini yok sayma hakkı değildir.
Hazır şampiyonu almak kolaydır. Asıl marifet, o sporcuyu sıfırdan yetiştirmektir.
Belediyelerin ve kamu kurumlarının ücretsiz spor hizmetleri toplumsal açıdan değerlidir. Gerçekten çalışan, sporcu yetiştiren ve önemli başarılar kazandıran kamu antrenörlerimizin hakkını da teslim etmeliyiz.
Fakat yalnızca salonları doldurmak, kalabalık gruplara ders vermek, düdük çalmak ve dönem sonunda fotoğraf paylaşmak gerçek anlamda sporcu yetiştirmek değildir.
Sporcunun gelişimini takip etmek, kuşak sınavlarını yaptırmak, lisans işlemleriyle ilgilenmek, müsabakalara hazırlamak, yenildiğinde yanında durmak ve yeniden ayağa kaldırmak gerekir.
Bazı tesislerde antrenörlere yalnızca derslerini verip çıkmaları; kuşak sınavı, lisans ve müsabakalarla ilgilenmemeleri söyleniyorsa orada spor faaliyeti vardır ama sürdürülebilir sporcu yetiştirme sistemi eksiktir.
Çözüm, ücretsiz spor hizmetlerini kaldırmak değildir.
Çözüm; belediyeleri, Gençlik ve Spor teşkilatını, federasyonları ve özel spor kulüplerini birbirine rakip olmaktan çıkarıp aynı sistemin ortakları hâline getirmektir.
Özel kulüplere faaliyetleri, lisanslı sporcu sayıları, altyapı çalışmaları ve başarıları dikkate alınarak düzenli kira, enerji, personel ve malzeme desteği verilebilir.
Kamu tesisleri belirli saatlerde aktif özel spor kulüplerine ücretsiz tahsis edilebilir. Maddi imkânı bulunmayan yetenekli çocuklar için şeffaf spor bursları oluşturulabilir. Şehir dışı ve yurt dışı müsabakalara katılan sporculara, antrenörlere ve kulüplere ulaşım ile konaklama desteği sağlanabilir.
Türkiye’deki ve yurt dışındaki Open turnuvalarına katılacak başarılı fakat maddi imkânı yetersiz sporcular için özel destek fonları kurulmalıdır. Bu destek yalnızca millî takıma seçildikten sonra değil, sporcu millî takıma ulaşmaya çalışırken verilmelidir.
Çünkü sporcu asıl desteğe, henüz kimse tarafından tanınmadığı ve bütün masrafları kendi imkânlarıyla karşılamak zorunda kaldığı yolun başında ihtiyaç duyar.
Şampiyon olduktan sonra uçak biletini karşılamak destek değildir.
Asıl destek, henüz şampiyon olmamış fakat şampiyon olabilecek çocuğun önündeki maddi engeli kaldırmaktır.
Sporcuyu yıllarca yetiştiren kulüp de korunmalıdır. Özel kulübün yetiştirdiği sporcu bir belediye veya kamu kulübüne geçtiğinde, yetiştirici kulübün emeğini karşılayacak şeffaf bir eğitim ve yetiştirme bedeli sistemi kurulmalıdır.
Böylece hem sporcunun tercih hakkı korunur hem de yıllarca emek veren kulüp cezalandırılmamış olur.
Destekler yalnızca bir gün yapılan törenlerle sınırlı kalmamalıdır. Başarıya, gerçek faaliyete, yetiştirilen sporcuya ve toplumsal katkıya göre devamlılık göstermelidir.
Çünkü bir özel spor kulübü kapandığında yalnızca ticari bir işletme kapanmaz.
Bir mahallenin çocukları spor yapacak yerini kaybeder. Bir antrenör yıllarını verdiği emeğini kaybeder. Maddi imkânı sınırlı yetenekli çocuklar keşfedilemez. Gelecekte kürsüye çıkaracağımız şampiyonların yetiştiği kaynak kurur.
Bugün madalya kazanan birçok sporcu, spor hayatına küçük bir özel kulübün kapısından girerek başladı. İlk hareketini orada öğrendi, ilk kuşağını orada aldı, ilk yenilgisini orada yaşadı ve ilk madalyasını orada kazandı.
O salonların ışıkları kira ve borçlar yüzünden sönerse geleceğin şampiyonlarını yalnızca afişlerde ararız.
Türk sporunun geleceği için artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Özel spor kulüpleri kamu tesislerinin rakibi değil, Türk sporunun temel yapı taşlarından biridir.
Ücretsiz spor hizmeti sunmak değerlidir. Fakat yıllarca emek vererek sporcu yetiştiren özel kulüpleri yaşatmak da en az onun kadar önemlidir.
Madalyayı alkışlamak kolaydır.
Asıl sorumluluk, o madalyayı yetiştiren kulübün kapısının kapanmasına engel olmaktır.
VAHAP BARAN
Antrenör – Avrupa Birliği Gazetesi Köşe Yazarı
HAZIRCI ANTRENÖRLER – SERİ 3
Taşköprü Yolunda Trafik Kazası: 1 Ölü
LÖSEV GÖNÜLDEN SESLER KOROSU, 4. ULUSLARARASI İSTANBUL KORO FESTİVALİ’NDE SAHNE ALDI
Geçmişten Geleceğe Uzanan Sandıklardaki “Şile Bezi” Gün Yüzüne Çıktı..
Yaz Sezonunda Otel ve Restoranlarda %60’a Varan İletişim Kaybına Çözüm:
Meteoroloji’den Gök Gürültülü Sağanak Yağış Uyarısı
Akasyalar Açarken İstanbul Baharı: Mimozalar, Erguvanlar, Katırtırnakları ve Manolyalarla Renk Cümbüşü
Hataylı mobilyacılardan Azerbaycan atağı
Şanlıurfa’da Lisede Kanlı Saldırı: 16 Yaralı, Saldırgan İntihar Etti!
Özel’in Yeni Partisi “İstiklâl” Olacak İddiası: 90 Milletvekili Geçişi Bekleniyor
“Planlı bir fakirleştirme operasyonuyla karşı karşıyayız!”
“Bu kör kapitalist zihniyetin Türk milletine verebileceği hiçbir şey kalmamıştır”
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Sözcüsü Lütfullah Önder Mutlak Butlan kriziyle ilgili dikkat çekici bir öneride bulundu.
CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ile, İstanbul siyaseti, CHP’nin yeni yol haritası ve Türkiye gündemi üzerine özel röportaj
Mustafa Sandal’dan Hüseyin Baş’a; Seviyorum seni adam!
Muhtarlık seçim sonuçları! Mahalle muhtarınızı nasıl öğrenebilirsiniz? Muhtarlık sonuçları sorgulama
OZAN AHMET TAŞKIN BİZ GELİRİZ DEVLET BEYİM,
Deva Partisi Sarı kart Gösterdi
Kastamonulu Şevket Doğan
AÇIZ AÇ
Ekotom Hastanesi Başhekimi çirkin olaya cevap verdi işte videonun gerçeği
Bahçelievler Belediye Meclisi’nde dengeler değişti: 3 CHP’li üye AK Parti’ye katıldı
İş insanı, 18 yaşından küçük 2 erkek çocukla otelde basıldı
Sosyal Konutta Kira 10 Bin TL’den Başlıyor: Dar Gelirliler Devletin Kiracısı Olacak!
Ümraniye Kaymakamı Yüksel Çelik’ten kritik sağlık ziyaretleri
AVRUPA BİRLİĞİ GAZETESİ 312 SAYISI
Cide’nin Meşhur Cevizli Helvası: Muhammer Usta’nın Elinden
Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri ihracatı 7,9 milyar dolar
SAHNEDE BÜYÜLEYEN KADIN İSTANBULLU HAYRANLARIYLA BULUŞTU
YETENEK VAR, İMKÂN YOK!
Gerçeklerin Gün Yüzüne Çıkmak Gibi Bir Huyu Vardır
Okullar kayıt parası alabilir mi? Gaziosmanpaşa’da 25 Bin TL ‘den başlıyor ?
AK Parti İstanbul İl Başkanlığında Avrupa Diplomatlar Birliği ile önemli buluşma
Gaziosmanpaşa’da Şehit Belediye Başkanı Mustafa Yeşil, Ölüm Yıldönümünde Kabri Başında Anıldı
Beşiktaş’ta Olağanüstü Seçim Kararı! Serdal Adalı Yönetimiyle Bir Araya Geliyor, Seçim Ekim’de
GAZİOSMANPAŞA’DA 500’E YAKIN ÇOCUĞUN SÜNNET HEYECANI ŞÖLENE DÖNÜŞTÜ
Üsküdar Belediye Meclisi’nde Kritik Seçim: Cumhur İttifakı Adayı Dündar Ziya Gültekin Başkan Vekili Seçildi
Diyarbakır’da Kan Donduran Cinayet: Güvenlik Korucusu Duvara Çakılı Halde Bulundu
SON GÜNLERDE TARTIŞILAN ÖĞRETMEN VE KAMU GÖREVLİLERİNİN KIYAFET SORUNU VE ÇÖZÜMÜ
Üsküdar Belediyesi Başkan Vekilliği 1. Tur Resmi Oylama Sonuçları Açıklandı
MARİA ANDRİA’DAN 5 KELİMELİK ŞARKI
Üsküdar’da Cumhur İttifakı Toplantısı: Dündar Ziya Gültekin’e Destek
Kanuni Sultan Süleyman Vefatının 460. Yılında Süleymaniye’de Anıldı: Diplomasi Mirası Konuşuldu
Eyüpsultan Meydanı’nda Feci İş Kazası: 5 Çocuk Babası İsmail Ayaz Elektrik Akımına Kapılarak Hayatını Kaybetti
BBP GGAZİOSMANPAŞA’ İLÇE BAŞKANINDAN ZEHİR ZEMBELEK AÇIKLAMA
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.