DOLAR

40,2592$% 0.13

EURO

46,7280€% 0.07

STERLİN

53,9463£% 0.2

GRAM ALTIN

4.309,12%-0,18

ÇEYREK ALTIN

7.021,00%0,34

TAM ALTIN

28.001,00%0,34

ONS

3.335,67%0,36

BİST100

10.222,02%-0,03

BİTCOİN

4782277฿%1.63469

a

Nice yetenekler, daha başarı yolculuğuna başlayamadan kayboluyor…

Spor salonlarının kapısından her gün birbirinden farklı çocuklar giriyor. Kiminin hayali şampiyon olmak, kiminin amacı kendini geliştirmek, kimininki ise sadece spor yapabilmek… Fakat yıllardır sporun içinde olan insanların çok iyi bildiği acı bir gerçek var: Her yetenek, kendisine sunulan imkânlarla aynı ölçüde buluşamıyor.

Bazen bir çocuk daha ilk antrenmanlarında kendisini belli ediyor.

Hareket kabiliyeti, öğrenme hızı, mücadele isteği, disiplini ve azmiyle antrenörünün dikkatini çekiyor. Antrenör olarak baktığınızda içinizden, “Bu çocuk düzenli çalışır ve doğru şekilde desteklenirse çok güzel yerlere gelebilir.” diyorsunuz.

Çocuğun gözlerinde de o heyecanı görüyorsunuz.

Çalışmak istiyor.

Müsabakaya gitmek istiyor.

Başarmak istiyor.

Fakat sonra sporun başka bir gerçeğiyle karşılaşıyoruz:

Yetenek var, imkân yok.

BİR SPORCUNUN MASRAFI SADECE AİDAT DEĞİLDİR

Dışarıdan bakıldığında bir çocuğun spor yapması bazen çok kolaymış gibi görülebiliyor.

“Salona yazılsın, antrenmana gitsin.” deniliyor.

Oysa işin içerisinde yaşayanlar bunun böyle olmadığını biliyor.

Kulüp aidatı var. Spor kıyafeti var. Branşa göre koruyucu ekipmanlar ve müsabaka malzemeleri var. Lisans ve organizasyon giderleri var. Antrenmana gidip gelmenin ulaşım masrafı var.

Müsabaka İstanbul dışına çıktığında tablo daha da ağırlaşıyor.

Otobüs bileti, servis, konaklama, yemek ve diğer yol giderleri devreye giriyor.

Bir aile için küçük görünen bir rakam, başka bir aile için ay sonu bütçesini değiştirebilecek kadar büyük olabiliyor.

Bazen çocuk antrenmana gelmediğinde ilk bakışta, “Herhâlde sporu bıraktı.” diye düşünülebilir.

Sonra öğreniyorsunuz ki mesele isteksizlik değilmiş.

Yol parası yokmuş.

Bazen bir müsabaka söylüyorsunuz. Çocuğun gözleri parlıyor. Gitmek istiyor. Antrenörü de gitmesini istiyor. Çünkü o müsabakanın sporcunun gelişimi açısından önemli olduğunu biliyor.

Ama aile ilk olarak şunu soruyor:

“Hocam, ne kadar tutacak?”

Bu soru bazen insanın içine dokunuyor.

Çünkü karşınızdaki aile çocuğunu göndermek istemediği için sormuyor. Göndermeyi çok istiyor ama bütçesinin buna yetip yetmeyeceğini hesaplıyor.

Ve bazen birkaç gün sonra cevap geliyor:

“Hocam, bu sefer gönderemeyeceğiz.”

İşte belki de bir yeteneğin önündeki ilk kapı orada kapanıyor.

AİLE DESTEĞİ SADECE PARA DEĞİLDİR

Meselenin yalnızca maddi tarafı da yok.

Bazı çocukların yeteneği vardır, ailenin maddi durumu da çok kötü değildir; fakat spor aile içerisinde yeterince öncelik hâline gelmemiştir.

Burada ailelerimizi suçlamak doğru olmaz.

Her anne ve baba sporun çocuk üzerindeki etkisini aynı ölçüde bilmeyebilir. Bazıları sporu yalnızca çocuğun boş zamanını değerlendirdiği bir faaliyet olarak görebilir.

Oysa spor yalnızca madalya kazanmak değildir.

Spor; disiplin demektir.

Sorumluluk demektir.

Zamanı doğru kullanmayı öğrenmek demektir.

Kaybettiğinde yeniden ayağa kalkmayı öğrenmek demektir.

Özgüven, arkadaşlık, mücadele ve hedef demektir.

Bu nedenle aile desteği dediğimiz şey yalnızca çocuğun aidatını yatırmak değildir.

Çocuğu antrenmana teşvik etmek, devamlılığını takip etmek, başarısında yanında olduğu gibi başarısızlığında da yanında olmak ve sporu hayatının değerli bir parçası olarak görmesine yardımcı olmaktır.

Çünkü yetenekli bir çocuk, ailesinden yeterli teşviki göremediğinde zaman içerisinde spordan uzaklaşabiliyor.

BİR TARAFTA İMKÂNSIZLIK, DİĞER TARAFTA DEĞERİ BİLİNMEYEN İMKÂNLAR

Spor salonlarında bunun tam tersi tablolarla da karşılaşıyoruz.

Maddi imkânı iyi olan ailelerimiz var.

Çocuğuna istediği spor malzemesini alabiliyor. Müsabaka başka şehirdeyse gönderebiliyor. Özel ders gerekiyorsa karşılayabiliyor. Ulaşım problemi yaşamıyor.

Fakat bazen bu kez çocukta yeterli istek, mücadele azmi veya devamlılık bulunmuyor.

Elindeki imkânların değerini yeterince fark etmeyebiliyor.

Burada çok önemli bir noktayı özellikle belirtmek istiyorum:

Maddi durumu iyi olan ailelerin çocukları yeteneksizdir diye bir şey kesinlikle söylemiyorum.

Böyle bir genelleme hem yanlış hem de haksız olur.

Maddi imkânı iyi olup son derece yetenekli, disiplinli, çalışkan ve başarılı olan birçok sporcumuz var. Aynı şekilde maddi imkânları sınırlı olup spora yeterince istek göstermeyen çocuklar da olabilir.

Mesele zengin-fakir karşılaştırması değildir.

Mesele şudur:

Yetenek, imkân, çalışma isteği ve aile desteği ne yazık ki her zaman aynı çocukta buluşmuyor.

Bir çocukta olağanüstü bir yetenek görüyorsunuz ama maddi şartları yetersiz.

Bir başkasında maddi imkân var ama spor öncelik değil.

Bir diğerinde hem yetenek hem istek var ama aile desteği yetersiz.

Bir başkasında aile sonuna kadar destekliyor ama çocuk sporu istemiyor.

İnsan yıllarca spor salonlarında bunları görünce ister istemez şu cümleyi kuruyor:

Keşke yetenekle imkân aynı çocukta buluşabilse…

ÖZEL SPOR KULÜPLERİNİN DE GÜCÜ BİR YERE KADAR

Burada bütün sorumluluğu ailelerin üzerine bırakmak da doğru değildir.

Özel spor kulüplerinin durumu da ortada.

Bir spor kulübünün kapısını açık tutabilmesinin ciddi bir maliyeti bulunuyor.

Kira, elektrik, su, personel, antrenör, spor malzemeleri, bakım, federasyon ve organizasyon giderleri…

Liste uzayıp gidiyor.

Antrenör bazen yetenekli bir çocuk görüyor ve kaybetmek istemiyor.

Aidatında yardımcı oluyor.

Malzeme bulmaya çalışıyor.

Müsabaka masrafına destek oluyor.

Bazen kendi cebinden tamamlıyor.

Başka bir sporcudan kalan kullanılabilir malzemeyi değerlendiriyor.

Bir şekilde o çocuğu sistemin içinde tutmaya çalışıyor.

Bir çocuğa yaparsınız.

İki çocuğa yaparsınız.

Beş çocuğa da elinizden geldiğince destek olmaya çalışırsınız.

Ama bir özel spor kulübünün onlarca çocuğun bütün giderlerini sürekli karşılaması ekonomik olarak mümkün değildir.

Çünkü kulüp de ayakta kalmak zorundadır.

Kulüp kapanırsa bu kez destek vermeye çalıştığınız çocukların tamamı salonsuz kalır.

Bu yüzden mesele yalnızca ailelerin veya antrenörlerin çözebileceği bir mesele değildir.

BELKİ DE GELECEĞİN ŞAMPİYONUNU KAYBEDİYORUZ

Bir çocuğun gerçekten ne kadar ileri gidebileceğini çoğu zaman yıllar sonra anlayabiliriz.

Bugün mahalledeki küçük bir spor salonuna giren çocuk, doğru eğitim ve destekle yarın İstanbul Şampiyonu olabilir.

Sonra Türkiye Şampiyonu…

Belki Avrupa’da ülkesini temsil eder.

Belki Dünya Şampiyonası’nda Türk bayrağını dalgalandırır.

Belki millî sporcu olur.

Fakat o yolculuğun başlayabilmesi için çocuğun sistemin içerisinde kalması gerekir.

Daha başlangıç aşamasında malzeme alamadığı için bırakıyorsa…

Aidatını ödeyemediği için utanıp salona gelmiyorsa…

Yol parası olmadığı için antrenman kaçırıyorsa…

İl dışındaki müsabakaya maddi sebeplerle katılamıyorsa…

Biz o çocuğun nereye kadar gidebileceğini hiçbir zaman öğrenemeyiz.

Belki de geleceğin şampiyonunu daha şampiyon olma fırsatı bulamadan kaybederiz.

HER ÇOCUK ŞAMPİYON OLMAK ZORUNDA DEĞİL

Burada başka bir noktayı da unutmamak gerekir.

Her spor yapan çocuk Türkiye, Avrupa veya Dünya Şampiyonu olmak zorunda değildir.

Zaten sporun değerini yalnızca madalyayla ölçersek çok büyük bir hata yaparız.

Bir çocuk şampiyon olmayabilir ama spor sayesinde kötü alışkanlıklardan uzak durabilir.

Disiplin kazanabilir.

Özgüveni gelişebilir.

Sağlıklı bir çevre edinebilir.

Zamanını doğru değerlendirebilir.

Kaybetmeyi ve yeniden mücadele etmeyi öğrenebilir.

Belki akademik hayatında, belki iş hayatında, belki aile hayatında sporda öğrendiği disiplinden yararlanır.

Dolayısıyla bir çocuğa spor yapma imkânı sağlamak yalnızca “şampiyon yetiştirmek” değildir.

Sağlıklı bir insan yetiştirmeye katkı sunmaktır.

BAZEN ÇOK BÜYÜK ŞEYLER GEREKMİYOR

Yetenekli bir çocuğun hayatına dokunmak için her zaman büyük bütçeler gerekmeyebilir.

Bazen ihtiyacı olan şey bir spor kıyafetidir.

Bazen bir koruyucu malzemedir.

Bazen birkaç aylık kulüp aidatıdır.

Bazen İstanbul içinde kullanacağı ulaşım desteğidir.

Bazen bir Türkiye Şampiyonası’na gidebilmesi için otobüs biletidir.

Bazen de maddi hiçbir şey değildir.

Annesinin veya babasının:

“Ben sana inanıyorum, devam et.”

demesidir.

Çocuğun hayatında hangi desteğin ne kadar büyük bir karşılık oluşturacağını bilemeyiz.

YETENEK KADERİNE TERK EDİLMEMELİ

Sporun tabana yayılmasını gerçekten istiyorsak yetenekli fakat imkânları sınırlı çocukları daha fazla konuşmamız gerekiyor.

Yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının, federasyonların, iş insanlarının, sponsorların, spor kulüplerinin ve toplumun bu konuda birlikte hareket edebileceği modeller üzerinde daha fazla durulmalı.

Çünkü özel spor kulüpleri yalnızca ticari işletmeler olarak görülmemeli.

Birçok mahallede bu kulüpler çocukların ikinci evi hâline geliyor.

Antrenör yalnızca teknik öğreten kişi olmuyor.

Bazen ağabey oluyor.

Bazen abla oluyor.

Bazen öğretmen, bazen yol gösterici oluyor.

Çocuğun hayatına dokunuyor.

Bu nedenle özel spor kulüplerinin desteklenmesi, aslında doğrudan çocukların ve gençlerin desteklenmesidir.

KEŞKE YETENEKLE İMKÂN AYNI ÇOCUKTA BULUŞABİLSE…

Yılların sonunda benim gördüğüm tabloyu birkaç cümleyle anlatmam gerekirse şunu söylerim:

Bir tarafta imkânını değerlendiremeyen çocuklar var.

Diğer tarafta yeteneğini değerlendirecek imkânı bulamayan çocuklar var.

Arada ise onları bir araya getirmeye çalışan aileler, antrenörler ve spor kulüpleri bulunuyor.

Kimseyi suçlamak veya kimseyi diğerinden üstün göstermek için söylemiyorum.

Sadece spor salonlarının içinde yaşanan bir gerçeğe dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü yetenek, çocuğun ailesinin ekonomik durumunu seçmiyor.

Yetenek bazen en beklemediğiniz yerde karşınıza çıkıyor.

Belki eski bir spor kıyafetiyle…

Belki ödünç bir malzemeyle…

Belki cebindeki son yol parasıyla salona gelen bir çocukta…

Ve antrenör olarak o çocuğun gözündeki isteği gördüğünüzde insanın aklından tek bir düşünce geçiyor:

Bu çocuk imkânsızlık yüzünden kaybolmamalı.

Bir çocuğun hayali bir çift spor malzemesine takılmasın.

Bir aylık aidata takılmasın.

Bir minibüs parasına takılmasın.

Bir otobüs biletine takılmasın.

Bir müsabakanın konaklama ücretine takılmasın.

Ve en önemlisi, “Ben sana inanıyorum.” diyecek bir kişinin eksikliğine takılmasın.

Çünkü bugün destek verdiğimiz bir çocuk yarın şampiyon olabilir.

Olmayabilir de…

Ama iyi bir insan, disiplinli bir genç, sağlıklı bir birey olarak yetişmesine katkıda bulunmuş oluruz.

Ve bana göre sporun en büyük madalyası da budur.

Yetenek var…

İstek var…

Hayal var…

Eksik olan imkânsa, o imkânı çocuklarımızla buluşturmak hepimizin ortak meselesi olmalıdır.

Çünkü hiçbir yetenek, imkânsızlığa yenilmemeli.

Vahap Baran
Antrenör – Spor Yazarı

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Gerçeklerin Gün Yüzüne Çıkmak Gibi Bir Huyu Vardır

Kozanhan İnşaat

HIZLI YORUM YAP

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Yeni Slow Radyo