Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar türküsünün hikayesi

Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar türküsü, Türk halk müziğinin en bilinen ayrılık ve hasret türkülerinden biridir. Genellikle Edirne (özellikle Malkara / Tekirdağ civarı) yöresine ait kabul edilir ve Ümit Kaftancıoğlu tarafından derlenerek yaygınlaşmıştır. Nida Tüfekçi’nin notaya aldığı versiyonu da çok bilinir.
Türkünün Hikâyesi (En Yaygın Anlatı)
Bu türkü, Malkara (Tekirdağ) civarında geçen eski bir halk hikâyesine dayanır. Hikâye şöyle özetlenir:
Çok eskiden Malkara köylerinden birinde Zeynep adlı çok güzel bir genç kız yaşarmış. 15-16 yaşlarındayken köyde bir düğüne katılır. Düğüne uzak köylerden gelen Ali adlı bir delikanlı, Zeynep’i görür ve âşık olur. Köyüne dönünce babasına Zeynep’i ister. Aileler anlaşır ve kısa sürede düğün yapılır.


Zeynep, Ali ile evlenip onun köyüne gelin gider. Ancak Ali’nin köyü, Zeynep’in baba evinden üç günlük yol mesafededir (atla, öküz arabasıyla altı gün altı gece sürer). O dönemde ulaşım zor olduğu için Zeynep, evlendikten sonra yedi yıl boyunca ailesini, annesini, babasını, kardeşlerini göremez.
Bu sıla özlemi zamanla dayanılmaz bir hale gelir. Zeynep’in yüreğindeki hasret büyür, gözleri uzaklara dalar. Köyün yüksek tepesindeki evinin bahçesine çıkar, kendi köyünün olduğu yöne bakarak kendi kendine bu türküyü yakar / mırıldanır:
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler…
Zamanla bu özlem, Zeynep’i hasta eder. Yatağa düşer, erir gider. Kocası Ali, bazı rivayetlerde Zeynep’i hor görür, kötü davranır, hatta döver. Zeynep’in durumu ağırlaşınca ailesi haberdar edilir ve altı gün altı gece yol alarak gelirler.
Annesi babası Zeynep’i perişan halde bulur. Zeynep hâlâ yatağında bu türküyü mırıldanmaktadır. Ailesi geldiğinde onlara bakar, türküyü bir kez daha söyler ve bir daha iyileşemez. Kısa süre sonra hayata veda eder.
Bu acıklı olaydan çok etkilenen çevre köy halkı, Zeynep’in yaktığı türküyü dilden dile yayar. Zamanla ağıt olarak bütün Trakya’ya, oradan da Anadolu’ya yayılır ve günümüze kadar gelir.
Hikâyenin Gerçekliği ve Varyasyonları
Hikâye gerçek bir olaydan esinlendiği söylenir, ancak tam olarak hangi yılda, hangi köyde geçtiği kesin belgelenmemiştir. Halk arasında “Malkara köylerinden alındı” diye aktarılır.
Bazı varyasyonlarda Zeynep’in hastalığı kocasının kötü muamelesi ile de ilişkilendirilir.
Türkü genellikle kına gecelerinde, gelin ağlatma bölümünde söylenir; çünkü gelinin ailesinden kopuşunu ve hasretini çok güçlü anlatır.
En Bilinen Sözleri
Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler
Yüksek yüksek dağları aşar giderim
Yarim benden ayrılmış, ne çare giderim…
Bu türkü, Candan Erçetin’den Selda Bağcan’a, Zülfü Livaneli’den birçok sanatçıya kadar pek çok yorumla günümüze taşındı.
Hangi sanatçının yorumunu daha çok seviyorsunuz? Ya da bu tür hasret türküleri sizi en çok etkileyen türlerden mi? Yorumlarda paylaşabilirsiniz!