40,2592$% 0.13
46,7280€% 0.07
53,9463£% 0.2
4.309,12%-0,18
7.021,00%0,34
28.001,00%0,34
3.335,67%0,36
10.222,02%-0,03
4782277฿%1.63469
21 Ekim 2026 Çarşamba
Bir kadın dükkân açıyor, vergi ödüyor, istihdam sağlıyor, gece gündüz çalışıyor. Hastalanıyor, yine çalışıyor. Doğum yapıyor, yine işletmesini düşünüyor. Emekli oluyor, karşısına başka bir hesap çıkıyor. Peki bütün bunların karşılığında kadın girişimciye ne veriliyor?
İşte asıl sorulması gereken soru budur! Yıllardır kadınlara aynı cümle söyleniyor:
“Kendi ayaklarının üzerinde durun. Girişimci olun. İşinizi kurun.”
Kadın da inanıyor. Sermayesini ortaya koyuyor.
Belki evini geçindirmek için dükkân açıyor.
Belki yıllarca biriktirdiği parasını işine yatırıyor.
Belki yanında bir veya birkaç kişiyi çalıştırıyor.
Vergisini ödüyor.
Kirasını ödüyor.
Faturasını ödüyor.
KDV’sini, stopajını ve diğer yükümlülüklerini karşılamaya çalışıyor.
Bir de karşısına Bağ-Kur primi çıkıyor.
İşler iyi gitse de ödenecek.
İşler kötü gitse de ödenecek.
Müşteri azalsa da ödenecek.
Dükkân boş kalsa da ödenecek.
İşte kadın girişimcinin gerçek hikâyesi burada başlıyor.
Bir kadına “Girişimci ol” demek kolaydır.
Asıl mesele, o kadının girişimci olarak ayakta kalabilmesini sağlamaktır.
Çünkü çalışan ile kendi işini yapan insanın çalışma hayatı aynı değildir.
Çalışanın arkasında işvereni vardır.
Girişimcinin arkasında ise çoğu zaman kimse yoktur.
Çalışan maaşını düşünür.
Girişimci maaşı ödeyecek parayı düşünür.
Çalışan hafta sonunu bekler.
Girişimci hafta sonu satış yapabilecek mi diye düşünür.
Çalışan yıllık iznini planlar.
Girişimci “Dükkânı kim açacak?” diye düşünür.
Çalışan hastalandığında raporunu alır.
Girişimci hastalandığında “Ben bugün dükkânı kapatırsam ne olur?” diye düşünür.
İşte fark tam burada!
Kadın girişimci de insandır.
O da hastalanır.
O da yorulur.
O da doğum yapar.
O da dinlenmek ister.
Ama işletmenin giderleri dinlenmez.
Kira beklemez.
Fatura beklemez.
Vergi yükümlülükleri ortadan kalkmaz.
Prim yükümlülükleri kendiliğinden silinmez.
Kadın doğum yaptığında bile işletmesinin devamlılığını düşünmek zorunda kalabilir.
Hastalandığında bile dükkânının geleceğini düşünür.
Çünkü onun arkasında her zaman işi devralacak bir sistem veya yedek çalışan bulunmayabilir.
Kadın girişimcinin en büyük sorunlarından biri de işte tam olarak budur: Kendi işinin patronu olduğu için çoğu zaman kendi sosyal güvenliğinin yükünü de tek başına taşımak zorunda kalır.
Bugün küçük bir dükkân işleten kadın için mesele yalnızca satış yapmak değil.
Önce masraflar çıkıyor.
Sonra vergiler.
Sonra faturalar.
Sonra kira.
Varsa personel giderleri.
Ve ardından sosyal güvenlik primleri…
Kazanç düşüyor ama giderler aynı hızla düşmeyebiliyor.
Prim zamanında ödenemediğinde ise gecikme ve diğer mali sonuçlar devreye girebiliyor.
İşte bu nedenle küçük esnaf ve özellikle tek başına işletme yürüten kadın girişimciler açısından Bağ-Kur yükünün daha fazla tartışılması gerekiyor.
Çünkü bir girişimciyi iş kurmaya teşvik etmek başka şeydir.
O işletmenin ayakta kalmasını sağlamak başka şeydir.
Yıllarca çalışan kadın, bir gün emekliliği düşünmeye başlıyor.
İşte burada da farklı sigortalılık statülerinin farklı şartları karşımıza çıkıyor.
4/a ve 4/b kapsamındaki sigortalıların prim ve emeklilik koşulları aynı değil.
Bağ-Kur’lular açısından özellikle geçmişte uygulanan daha yüksek prim gün şartları, çalışanlarla kendi işini yapanlar arasında önemli bir farklılık oluşturdu.
Üstelik mesele sadece emekli olabilmek değil.
Emekli olduğunuzda elinize ne geçeceği de önemli.
Yıllarca işinin başında duran, vergi ödeyen, prim ödeyen, ekonomiye katkı sağlayan bir kadın, emeklilik döneminde de gelir kaygısı yaşıyorsa burada sosyal güvenlik sisteminin daha fazla sorgulanması gerekir.
Bir kadın girişimcinin hayatında çoğu zaman “mesai bitti” diye bir kavram yoktur.
Sabah açar.
Akşam kapatır.
Sonra hesap yapar.
Ertesi günün siparişini düşünür.
Vergiyi düşünür.
Prim borcunu düşünür.
Kirayı düşünür.
Personeli düşünür.
Müşteriyi düşünür.
Çocuğunu düşünür.
Evini düşünür.
Kendisini ise çoğu zaman en sona bırakır.
Ve yıllar geçer.
Sonra emeklilik gelir.
Bu kez başka bir gerçekle karşılaşır:
Çalışırken kendi patronuydu ama emeklilikte karşılığı ne olacak?
Ücretli çalışanların tabi olduğu kıdem tazminatı mekanizması, kendi nam ve hesabına çalışan girişimciler için aynı şekilde işlemiyor.
Bu da kadın girişimcinin çalışma hayatındaki en önemli farklardan biri.
Bunu da unutmayalım.
Kadın girişimci sadece kendi evine ekmek götürmüyor.
Vergi ödüyor.
Ekonomiye katkı sağlıyor.
Mal ve hizmet üretiyor.
Müşteriye hizmet veriyor.
Personel çalıştırıyorsa istihdam yaratıyor.
Bulunduğu bölgenin ekonomik hayatına katkı sağlıyor.
Yani kadın girişimciyi yalnızca “kendi işini yapan kişi” olarak görmek büyük bir eksiklik.
O aynı zamanda ekonominin bir parçası.
Madem kadınlara sürekli, “Girişimci olun!” diyoruz…
O zaman şu soruların da cevabını verelim:
Kadın girişimci hastalandığında ne olacak?
Doğum yaptığında işletmesinin giderlerini nasıl karşılayacak?
Bağ-Kur primleri küçük işletmeler için sürdürülebilir mi?
İşleri kötü gittiğinde sosyal güvenlik sistemi ne kadar yanında?
Emeklilikte ne kadar gelir elde edecek?
Yıllarca kendi işini yapan kadının çalışma hayatındaki güvencesi nasıl güçlendirilecek?
Bunlar siyasi slogan değil.
Bunlar hayatın gerçek soruları.
Kadın girişimciye destek, sadece işyerinin açılışında verilen destek değildir.
Asıl destek, o kepengin beş yıl, on yıl, yirmi yıl sonra da açık kalabilmesini sağlayacak şartları oluşturmaktır.
Bir kadına,
“Kendi ayaklarının üzerinde dur.”
diyorsanız;
o ayakların altında ezilmemesi gereken yükleri de görmek zorundasınız.
Çünkü girişimcilik romantik bir başarı hikâyesinden ibaret değildir.
Girişimcilik;
borçtur, risktir, vergidir, primdir, kiradır, uykusuz gecelerdir, hastalıkta çalışmaktır, doğumdan sonra yeniden ayağa kalkmaktır.
Ve bütün bunlara rağmen devam edebilmektir.
Kadınlara “Girişimci olun” demek güzel.
Ama eksik.
Asıl cümle şu olmalı:
“Girişimci olun, biz de sizin ayakta kalabileceğiniz adil ve sürdürülebilir bir çalışma sistemi oluşturalım.”
Çünkü kadın girişimci güçlüdür.
Ama güçlü olması, sistemin bütün yükünü tek başına sırtına yüklemek anlamına gelmemelidir.
Kadın girişimci vergi verirken, prim öderken, istihdam yaratırken yalnızca yükümlülüklerini değil, haklarını da bilmelidir.
Artık kadın girişimciliğini sadece alkışlamanın zamanı değil.
Kadın girişimcinin hangi şartlarda çalıştığını konuşmanın zamanı.
Çünkü mesele bir kadının dükkân açması değil.
Mesele, o kadının yıllarca çalıştıktan sonra “Ben bunca yıl ne için mücadele ettim?” diye sormayacağı bir sistem kurabilmektir.
Ve artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: