40,2592$% 0.13
46,7280€% 0.07
53,9463£% 0.2
4.309,12%-0,18
7.021,00%0,34
28.001,00%0,34
3.335,67%0,36
10.222,02%-0,03
4782277฿%1.63469

15 Ocak 2026 Perşembe

Şuan ki iktidar çalışanları EMEKÇİLER ile EMEKLİLER diye ikiye ayırıyorlar ve emekçileri ASGARİ ÜCRETTE, Emeklileri de TABAN ÜCRETTE birleştirme gayreti içindeler.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in 2025 Aralık ayı enflasyon oranını açıklamasından sonra SGK ve Bağ-Kur emeklilerine yapılacak 2026 ilk altı ayı zam oranı yüzde 12,19 olarak, çalışan ve memur emeklisinin zam oranı da yüzde 18.60 olarak açıklandı.
Ancak toplumda yaratılan infialden sonra 16.881 olarak artan eksik prim ödeyen en düşük emekli aylığına yapılan zam oranını yüzde 18,4 e çıkartarak 20.000 TL yükseltmiş oldular.
Yapılan bu uygulama emekli olan bu toplumu asgari vasatta birleştirme çabasıdır.
Şöyle ki, 2019 yılında sadece 650 bin eksik prim ödeyerek asgari emekli maaşı alan varken 2025 yılı sonunda 4 milyon kişiye ve 2026 yılı için yapılan zamla bu oran 4,9 milyon asgari emekli çalışan işçi sayısına yükselmiştir.
Şuan ülkede toplam 17 milyon emekli bulunmakta olup, bunun 2,5 milyonu emekli sandığından emekli olanlar, 11,5 milyonu SGK’ dan emekli olanlar olup geri kalanı ise SGK – Bağ-Kur emeklisi ile dul ve yetim aylığı alanlardır.
Bu demektir ki, eksik prim ödeyerek emekli olmuş ve asgari emekli maaşı alanların sayısı normal ve/veya yüksek prim ödeyerek emekli olmuş emekli sayısına yaklaşmıştır. Yani toplam emekli sayısının yarısı demektir.
Emekli aylıkları insanların onuruna yakışır bir seviyeye getirilmelidir. Bu siyasi ve popülist günü kurtarmak için alınan kararlar aslında emekliler açısından ciddi yaralar açmaktadır.
Hatta kuruma yüksek prim ödeyerek veya daha çok çalışarak emekli olan sigortalıya çok büyük haksızlık edilmektedir.
Şöyle ki, eksik prim ödeyen sigortalı ile normal prim ödeyen sigortalıyı birleştirme çabasından iktidar vazgeçmeli ve adil davranmalıdır.
Bu demektir ki, AKP iktidarı son yıllarda iyice artırdığı sermayeye ölçüsüz kaynak aktarımı sürdürdüğü için toplumun en geniş kesimi olan çalışanlar ve emeklilere gereken kaynağı aktaramıyor demektir.
Ayrıca bu durum iktidarın 2026 yılında da seçim düşünmüyor anlamına gelmektedir.14.01.2026

YAPMA VE ETME DÜNYASI
Hani bir atasözü vardır. Bilmem hatırlar mısınız?
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste.

YAPARSA AK PARTİ YAPAR
Ülke olarak AK Partiden önce ne yazık ki, çok geri kalmış, eğitim sistemi olmayan, sağlık sistemi ise acınacak halde ve dikili bir ağacı bile bulunmayan bir ülke iken AK Parti ile çağ atlayıp uluslararası kıskanılacak bir ülke haline geldik.
Nasıl mı?
Daha geçen gün Sn. Erdoğan, 28 Ekim 2025 Salı.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Altay tankının teslimi töreninde konuşurken “20-25 yıl önce ülkemizde bir toplu iğne üretemiyorduk” diye cümle kurdu.
Ancak 2005 yılında kendisinin başbakanlığı zamanında kendi imzası ile özelleştirildiğini hatırlatmakta fayda görüyorum.
Erdoğan’ın bunu da hatırlamıyor olmasına imkân ve ihtimal yok. Ama söylüyor, çünkü söyleyebiliyor. Üç yıl önce de söylemişti.
Pekala, yayımlandı da ne oldu? Koskoca bir hiç.
Çünkü, kendisine bilerek veya bilmeyerek yaptığı hatanın tekrarını engelleyecek bir toplumsal tepki ve medya ortamı yoksa aynı hatayı yapması kaçınılmazdır.
Ayrıca bu gafletlerin devamı ise aşağıda açıklanmıştır.
Şöyle ki,

Siyasi İslamcıların Cumhuriyetin kurulduğundan beri hoşlanmadıkları üç şeytan vardır.

Türkiye nasıl bu hale geldi diye düşünmeyin, çünkü bu hale gelmenin temelleri bundan tam 103 yıl geriye yani Lozan görüşmelerine kadar uzanıyor.
Nasıl mı?
O zaman “ HAYİM NAHUM DOKTRİNİ “ hatırlamamızda fayda var.
Seversiniz sevmezsiniz ama Refah Partisi Genel Başkanı rahmetli Necmettin ERBAKAN, zamanında bu konu hakkında ülkeyi yönetenlere seslenmişti. Ama kimse onu ciddiye almamıştı. Geçte olsa bazı gerçekleri görmekteydi.
Hayim Nahum veya Haim Nahum, Yahudi kökenli olup,1873 yılında Manisa’da doğdu ve 1960 yılında da Kahire’de öldü.
Paris Yahudi Ruhani Okulunda eğitim alıp, Paris’te sürgünde bulunan Jön Türk’ler ile iyi ilişkiler kurarak onların arasına katıldı.
Bu ona politik yaşamında da büyük yararlar sağlamış olup, bu sayede İstanbul’da Yahudi Ruhani Okullarında dersler vermeye başladı.
1908 yılında hahambaşı seçildi ve Siyonist Yahudi liderlerle iletişim halinde kalıp Amerikan diplomatik çevrelerle de etkili olmaya başladı.
Kendisi, cumhuriyetin ilanından önce 1922 yılında, itilaf devletlerle görüşerek Ankara Hükümeti ile anlaşmaları için büyük katkı gösterdi ve ayrıca Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün propagandasını yaptı.
Yapmış olduğu bu propaganda, ne ATATÜRK sevgisinden ne de Türkiye sevdasındaydı. Onun için bunların hiç önemi yoktu.
1923 yılında hukukunu kullanarak İsmet İNÖNÜ’ nün içinde bulunduğu Türk Heyeti ile birlikte tercüman olarak LOZAN görüşmelerine katıldı.
Bu görüşmelerde Hayim Nahum. Anadolu’da kurulacak olan Türk Devleti hakkında Amerika – Fransa – İngiltere arasında etkili görüşmeler yapsa da itilaf devletleri ile ne görüştüğünü ve ne de görüşmelerin detayları hakkında Türk Heyetiyle bilgi paylaşmadı.
Ancak, sonradan görüldü ki, itilaf devletleri ile yaptığı bu görüşmeler ve verdiği fikirler İngiliz ve ABD arşivlerine “ Hayim Nahum Doktrini “ olarak yerini almıştır.
Arşivlerde yer alan ve İtilaf devletleri ve Mason Locaları ile Lozan Anlaşması öncesi yaptığı görüşmelerde onlara “ Anadolu’yu işgal etmekle Müslüman Türkleri sindiremezsiniz, aksi takdirde birkaç yıl içinde bu millet yeniden dirilip karşınıza çıkabilir. Yapacağınız tek şey, Lozan Anlaşmasında bunlara bir fırsat tanıyarak zaman içinde benim önereceğim dört maddeyi gerçekleştirerek yumuşak ve kolay lokma yapıp parçaladıktan sonra büyük İsrail’e katılmalarını sağlayabilirsiniz.” Dedi.
Bu dört maddeden oluşan doktrin özetle şöyle,
“1.- Türkleri savaşla yıkamazsınız ancak yıkmak için ekonomik üretkenliklerinden el çektirerek özgüveni olmayan bir topluluk haline getireceksiniz.
2.- Gerekirse onları tarım toplumu olmayı bile çok göreceksiniz. Hatta hayvancılık yapmalarına bile zorluklar getirerek yaptırmayacaksınız.
3.- Türk Devletini borçlandırmak yetmez hatta Türk milletini de borca esir hale getireceksiniz ve fert, fert bu milleti borçlandıracaksınız.
4.- Türk Milletini dininden, yani gerçek İslam’dan, milli kültüründen, halkın eğitiminden uzak tutacaksınız. Hatta basını ele geçirip yönetimin ve bürokrasinin içine kendi adamlarınızı yerleştireceksiniz.
İşte bu dört şartı yerine getirmeden Türk Milletini tarih sahnelerinden silip atamazsınız. Eğer bu şartları yerine getirmeden savaşırsanız kazanamazsınız.” Diyerek özetledi.
Ancak ilginç olan şu ki, 1923 yılında Türkiye henüz kuruluş aşamasında iken henüz İsrail diye bir devlet yoktu ortada. İsrail 1948 yılında kuruldu ve ilk tanıyan ülke ABD olup ve her ne hikmetse diğer ilk tanıyan Müslüman ülkeler arasında da Türkiye yerini aldı. Yani İsrail’in kuruluşu yıllar önce planlanmıştı.
Gelelim Türkiye tarafına,
Öyle ki, Hayim Nahum’ un gizli görüşmelerinden haberi olmayan Türk Hükümeti Lozan hizmetlerinden dolayı bu adama üstün hizmet madalyası bile vererek ödüllendirdi.
Türkiye’nin başvekillerinden olan Rauf Orbay, Hayim Nahum’ dan şüphelenmiş olmalı ki, İsmet paşaya bu şahsın ülkede devamına müsaade edilmemesi için telkinde bile bulunmuştu.
Ancak, iyi bir stratejist olan Mustafa Kemal, Hayim Nahum’un gizli görüşmelerden haberi olmasa da Birinci Siyonist Kongresinden haberi olmuştu ve orada Türkiye’nin geleceği hakkındaki yıkıcı fikirlerini hissetmişti.
Bundan dolayı olacak ki, Türkiye’de faaliyet gösteren Mason locaları 1935’te Atatürk’ün emriyle kapatıldı ve bu localar faaliyetlerini yıllar boyunca gizli şekilde yürütmek zorunda kaldı. Daha sonra ise Atatürk’ün ölümünü takiben yıllar içinde bu localar açılarak faaliyetlerine halen devam etmektedirler.
Buna karşılık Mustafa Kemal, ülke üzerine oynanmak istenen oyunlara karşı geliştirdiği yatırımlarla onların planını bozuyordu. Türkiye’nin güçlü bir ülke olabilmesi için ülkede eğitime, sanayiye, tarım vs. önem veriyor ve gerekli yatırımları yapıyordu.
Bu onların pek hoşlarına gitmese de planlarını zamana yayıyorlardı.
Ta ki, Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün ölümüne kadar.
Atatürk’ün ölümünden(!) sonra, Ülkeyi yönetmekte olanların zaaflardan yararlanan Hayim Nahum, doktrinlerini yeniden uygulamaya başladı. 1960 yılında vefat etse de, uygulamaya devam edildi.
Ta ki, bugüne kadar.
Türkiye’de Siyonist Hayim Hanum, kendi doktrinlerinin uygulayarak Türkiye’yi Siyonistlerin, ABD’nin, İsrail’in ve İngilizlerin kucağına oturtturmuştu. Bunlar ise, ülkede kimin yönetime seçileceğine, beğenmedikleri takdirde askeri ve sivil darbe ile indirilmesine bile bunlar karar verecek güce ulaştılar.
Şimdilerde Prof. Dr. Ali Çarkoğlu’nun başkanlığını yaptığı Rahmi Koç, İshak Alaton, Jack Kamhi, İnan Kıraç, Bülent Eczacıbaşı, Nuri Çolakoğlu, Osman Kavala gibi, işadamlarıyla, Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel, SSK Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu gibi bürokratlar, Aydın Doğan, Tarhan Erdem, Ergun Özbudun, Asaf Savaş Akad, Cüneyt Zapsu gibi etkili isimler tarafından faaliyet gösteren TESEV ( Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı ) in bu doktrini destekleyici sosyal düzende herhangi bir etkileri olabilir mi?
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın bir kaset yoluyla gönderilip yerine tepeden inme Kemal Kılıçdaroğlu’ nun getirilmesi tesadüf olabilir mi?
01 Mart tezkeresine karşı çıkan Atatürkçü askerlerin tutuklanarak Silivri Cezaevine gönderilmesi de sizce tesadüf mü?
Ayrıca bugün Silivri ve diğer cezaevlerinde bulunan milletvekilleri, belediye başkanları, parti genel başkanları, gazeteciler, işadamları, kanaat önderleri, akademisyenler, sanatçılar ve diğerleri. Bunlar da tesadüf olabilir mi?
Sonuç olarak, ATATÜK, Hayim Nahum’un ve Siyonist emperyalistlerin tüm oyunlarını bozmuş ve Türkiye Cumhuriyetini laik ve cumhuriyetle yönetilen bağımsız bir ülke haline getirmiş ve ayrıca da Osmanlının bunlara olan tüm borçlarını ödeyerek tertemiz borçsuz bir ülke olarak yaratmıştır.
Şimdi ise bağımsızlığımızın tartışıldığı hem ekonomik ve de hem siyasi zor günlerin yaşandığı bu günlere nasıl geldiğimizi anlamamız için 10 KASIM 1938 günü ATATÜRK’ ün ölümünden sonra Türkiye’nin nasıl tekrar emperyalistlerin çarkına sokulduğunu göstermek için bu yazıyı yazmayı bir uygun buldum.
İnşallah ilk seçimden sonra “ HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK “
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.