DOLAR

40,2592$% 0.13

EURO

46,7280€% 0.07

STERLİN

53,9463£% 0.2

GRAM ALTIN

4.309,12%-0,18

ÇEYREK ALTIN

7.021,00%0,34

TAM ALTIN

28.001,00%0,34

ONS

3.335,67%0,36

BİST100

10.222,02%-0,03

BİTCOİN

4782277฿%1.63469

a

İSTANBUL’A “İLK 8” KOTASI YETMİYOR!

Dünya Mega Kenti İstanbul’da Taekwondo Seçmeleri ve Türkiye Şampiyonası Kotası Yeniden Değerlendirilmelidir

Türkiye Taekwondo Federasyonu tarafından açıklanan grup müsabakaları; Ankara, İstanbul, Doğu ve Batı olmak üzere dört ayrı bölgede düzenlenmektedir.

Federasyonun yayımladığı kota tablosuna göre İstanbul grubunda yıldızlar, gençler, ümitler ve büyükler kategorilerinde yalnızca ilk 8’e giren sporcular Türkiye Şampiyonası’na katılma hakkı kazanmaktadır.

Minikler kategorisinde ise kota ilk 16 olarak belirlenmiştir. Minik sporcularımız adına yapılan bu düzenlemeyi son derece olumlu ve değerli buluyorum. Daha fazla çocuğumuzun Türkiye Şampiyonası heyecanını yaşayabilmesi, müsabaka tecrübesi kazanabilmesi ve sporun içinde tutulabilmesi adına bu karar güzel bir gelişmedir.

Bu doğru uygulama için Türkiye Taekwondo Federasyonu Başkanımız Sayın Bahri Tanrıkulu’na, As Başkan Sayın Engin Sarıkaya’ya, Genel Koordinatör Sayın Bekir Türk’e ve emeği bulunan bütün federasyon yetkililerimize teşekkür ediyorum.

Ancak miniklerde atılan bu güzel adımın İstanbul grubundaki yıldızlar, gençler, ümitler ve büyükler kategorilerinde de devam ettirilmesini bekliyoruz.

Çünkü İstanbul sıradan bir şehir değildir. Dünyanın sayılı mega kentlerinden biri olan İstanbul’da gerçekleştirilen taekwondo seçmeleri, sporcu yoğunluğu ve müsabaka sayısı bakımından çoğu zaman Türkiye Şampiyonası’nı aratmamaktadır.

Bu nedenle öncelikli talebimiz açık ve nettir:

İstanbul grubunda yıldızlar, gençler, ümitler ve büyükler kategorilerindeki ilk 8 kotası en az ilk 16’ya çıkarılmalı; sporcu katılımının çok yüksek olduğu sıkletlerde ise ilk 24 kotası uygulanmalıdır.

Bu, İstanbul’a ayrıcalık istemek değildir.

Bu talep; sporcu sayısına, kulüp yoğunluğuna, sıkletlerdeki gerçek katılım oranına ve müsabaka şartlarına göre hakkaniyetli bir düzenleme yapılması isteğidir.

Çünkü eşitlik ile adalet aynı şey değildir. Her gruba aynı sayıyı vermek kâğıt üzerinde eşitlik gibi görünebilir. Ancak şartları birbirinden farklı olan grupları aynı kefeye koymak, adalet terazisinin dengesini bozabilir.

İstanbul Sıradan Bir Şehir Değil, Dünya Mega Kentidir

TÜİK’in 2025 verilerine göre İstanbul’un resmî nüfusu 15 milyon 754 bin kişiyi aşmıştır. Günlük hareketlilik, öğrenciler, çalışanlar ve geçici nüfus da hesaba katıldığında İstanbul’un taşıdığı insan ve sporcu potansiyeli çok daha büyük boyutlara ulaşmaktadır.

İstanbul yalnızca Türkiye’nin en kalabalık şehri değildir. Dünyanın sayılı mega kentlerinden biri, aynı zamanda Türkiye’de sporun da başkentidir.

Spor kulüplerinin, belediye tesislerinin, özel spor salonlarının, üniversitelerin, antrenörlerin ve lisanslı sporcuların en yoğun bulunduğu merkezlerin başında İstanbul gelmektedir.

Taekwondo açısından bakıldığında İstanbul’da gerçekleştirilen bir grup seçmesi, çoğu zaman küçük çaplı bir Türkiye Şampiyonası niteliği taşımaktadır. Bazı sıkletlerde sporcular daha Türkiye Şampiyonası’na ulaşamadan çok sayıda müsabaka yapmak zorunda kalmaktadır.

Ben bunu yalnızca dışarıdan gözlemleyen biri olarak değil, yıllardır tataminin içinde bulunan bir antrenör ve sporcu velisi olarak ifade ediyorum.

Oğlum Harun Yahya Baran’ın en son katıldığı müsabakada, bulunduğu sıkletin final karşılaşması onuncu maçtı. Yani bir sporcunun finale kadar ulaşabilmesi için on müsabakalık çok uzun ve yıpratıcı bir yolu aşması gerekiyordu.

Harun Yahya üçüncü veya dördüncü müsabakasında elendi; finale çıkmadı. Burada anlatmak istediğim onun finale çıkması değil, o sıklette finale ulaşmanın ancak onuncu karşılaşmada mümkün olabilmesidir.

Bir sporcunun finale ulaşabilmek için on karşılaşma dayanması gereken bir organizasyon, İstanbul’daki sporcu yoğunluğunu ve rekabetin ulaştığı seviyeyi açıkça göstermektedir.

Böyle bir seçmede ilk 8 içerisinde yer almak elbette büyük başarıdır. Fakat ilk 8’in hemen dışında kalan çok sayıda başarılı sporcu da Türkiye Şampiyonası seviyesinde mücadele edebilecek güce ve yeteneğe sahiptir.

Atalarımız, “Görünen köy kılavuz istemez” demiştir. İstanbul’daki müsabaka tablolarına, sıkletlerdeki sporcu sayılarına ve yapılan karşılaşma adetlerine bakıldığında mevcut kotanın yetersiz olduğu açıkça görülmektedir.

Miniklerde Yapılan Güzellik Diğer Kategorilere de Yansıtılmalıdır

Federasyonumuz minikler kategorisinde ilk 16 kotası uygulayarak önemli ve güzel bir adım atmıştır. Biz bu uygulamanın azaltılmasını değil, aynen korunmasını ve diğer kategoriler için örnek alınmasını istiyoruz.

Çünkü miniklikten yıldızlara geçen bir sporcunun önündeki yolun genişlemesi gerekirken, İstanbul grubunda kota bir anda ilk 16’dan ilk 8’e düşmektedir.

Çocuk büyüyor, gelişiyor, kuşaklarını tamamlıyor, müsabaka tecrübesi kazanıyor ve daha güçlü bir sporcu hâline geliyor. Ancak sporcu geliştikçe önündeki yol genişlemek yerine daralıyor.

Miniklerde başlayan umut; yıldızlarda, gençlerde, ümitlerde ve büyüklerde de devam etmelidir.

Üstelik federasyonun resmî kota tablosunda Doğu ve Batı gruplarında yıldızlar ile gençler kategorilerinde ilk 16 sporcuya Türkiye Şampiyonası hakkı tanınırken, İstanbul grubunda aynı kategorilerde kota ilk 8 ile sınırlandırılmaktadır.

Doğu ve Batı gruplarında yıldızlar ve gençler için uygulanabilen ilk 16 kotasının, sporcu ve kulüp yoğunluğu son derece yüksek olan İstanbul’da da uygulanmasını beklemek en doğal hakkımızdır.

Aynı şekilde ümitler ve büyükler kategorilerinde de İstanbul’un gerçek sporcu sayısı dikkate alınarak kota artırılmalıdır.

Miniklerde yapılan güzelliğin yıldızlara, gençlere, ümitlere ve büyüklere de yansıtılması; sporcularımızın umutlarını güçlendirecek, velilerimizin sisteme olan güvenini artıracak ve özel spor kulüplerindeki sporcu kaybının önüne geçecektir.

Talebimiz Diğer Şehirlerin Hakkını Azaltmak Değildir

Burada diğer şehirlerimizi asla küçümsemiyorum.

Anadolu’nun dört bir yanında çok değerli antrenörlerimiz, son derece başarılı sporcularımız, köklü kulüplerimiz ve örnek spor tesislerimiz bulunmaktadır. Doğu ve Batı gruplarında da birbirinden güçlü sporcuların mücadele ettiğini biliyoruz.

Bizim itirazımız hiçbir şehrin, hiçbir antrenörün ve hiçbir sporcunun başarısına değildir.

Bizim talebimiz; Doğu, Batı veya Ankara gruplarının kontenjanlarının azaltılması da değildir. Hiç kimsenin hakkından alınıp İstanbul’a verilmesini istemiyoruz.

Talebimiz, İstanbul’un sporcu ve kulüp yoğunluğu dikkate alınarak İstanbul’a ilave kota verilmesidir.

Bir sıklette 20 sporcunun mücadele ettiği yerle 100 veya daha fazla sporcunun mücadele ettiği yere aynı kontenjanın verilmesi, matematiksel olarak eşit görünebilir; fakat sportif açıdan hakkaniyetli olmayabilir.

Aynı ayakkabı herkese uymadığı gibi, aynı kota da her bölgenin ihtiyacına cevap vermeyebilir. Elmalarla armutları aynı sepete koyarak sağlıklı bir değerlendirme yapılamaz.

Bu nedenle kota sistemi yalnızca bölge adına göre değil; o bölgedeki aktif lisanslı sporcu sayısı, müsabakaya kayıt yaptıran sporcu sayısı, kulüp yoğunluğu ve sıkletlerdeki gerçek katılım oranları dikkate alınarak belirlenmelidir.

Özel Spor Kulüplerinin Görünmeyen Mücadelesi

İstanbul’daki bir başka önemli mesele, sporcuların sahip olduğu antrenman imkânları arasındaki büyük farklılıktır.

Bazı belediye tesisleri ve kurumsal takımlar haftanın yedi günü çalışma imkânına sahiptir. Günde iki antrenman yapılan programlarda bir sporcu haftada 14-15 antrenmana kadar çıkabilmektedir.

Bu imkânlara sahip olan antrenörlerimizi ve sporcularımızı içtenlikle tebrik ediyorum. Gece gündüz çalışan, ter döken ve disiplinli şekilde hazırlanan her sporcunun yolu ve bahtı açık olsun.

Başarı hiçbir zaman tesadüf değildir. Emek olmadan yemek, ter dökmeden şampiyonluk olmaz.

Ancak özel spor kulüplerinin şartları aynı değildir.

Özel spor kulüplerinin büyük bir bölümü haftada üç gün antrenman yapabilmektedir. Fakat sporcunun bir gün hastalanması, okul dersi veya sınavının olması, ailesinin şehir dışına çıkması, yaz tatili, ulaşım sorunu ya da başka bir zorunluluk yaşanması hâlinde haftada üç gün olarak planlanan antrenman sayısı fiilen ortalama iki güne kadar düşmektedir.

Yani özel kulüpteki sporcunun normal çalışma programı haftada üç gündür; ancak hayatın içindeki çeşitli nedenlerle devamlılık ortalaması çoğu zaman haftada iki antrenmana inmektedir.

Haftada üç gün çalışma programı bulunan ve çeşitli sebeplerle ortalama iki antrenmana katılabilen bir çocukla haftada 14-15 antrenman yapabilen bir çocuğun aynı hazırlık düzeyinde olması beklenemez.

Birisi yarışa başlangıç çizgisinden başlarken diğeri birkaç adım geriden başlamaktadır. Sonra ikisinden de aynı sürede bitiş çizgisine ulaşmasını beklemek, vicdanları rahatsız eden bir tablo ortaya çıkarmaktadır.

Burada sorun, çok çalışan sporcunun başarılı olması değildir. Elbette çok çalışan, disiplinli hazırlanan ve emeğinin karşılığını alan sporcularımızı takdir ediyoruz.

Sorun, başlangıç imkânları arasında büyük farklar bulunmasına rağmen sistemin bütün sporcuları aynı şartlardan geliyormuş gibi değerlendirmesidir.

Fırsat eşitliği yalnızca tatamiye çıkarken değil, tatamiye hazırlanırken de sağlanmalıdır.

Özel Kulüpler Taşı Sıksa Suyunu Çıkarıyor

Özel spor kulüpleri salon kirası, personel giderleri, servis, malzeme, ulaşım, elektrik, su ve diğer masraflarla ayakta kalmaya çalışmaktadır.

Çocuklardan alınan aidatlarla hem salonun devamlılığı sağlanmakta hem de müsabakalara sporcu yetiştirilmektedir. Bir taraftan kira ödenirken diğer taraftan malzeme alınmakta, servis ayarlanmakta ve sporcular organizasyonlara götürülmektedir.

Kısacası özel kulüpler taşı sıksa suyunu çıkaracak şartlarda mücadele etmektedir.

Bütün bu zorluklara rağmen mahallelerde binlerce çocuğa ulaşan, onları kötü alışkanlıklardan uzaklaştıran, disiplin kazandıran ve millî takımlara sporcu yetiştiren yine bu kulüplerdir.

Taşıma suyla değirmen dönmez. Özel spor kulüplerinin yalnızca fedakârlıkla ve antrenörlerin kişisel çabalarıyla sonsuza kadar ayakta kalması beklenemez.

Bu kulüpler desteklenmeli, çalışma alanları genişletilmeli ve müsabaka sisteminde karşılaştıkları dezavantajlar dikkate alınmalıdır.

“İlk 8” Kotası Daraldıkça Özel Kulüplerin Salonları Boşalıyor

İstanbul’daki “ilk 8” kotasının sonucu yalnızca birkaç sporcunun Türkiye Şampiyonası’na gidememesi değildir. Bu sistemin özel spor kulüplerine yansıyan çok daha ağır ve uzun vadeli sonuçları bulunmaktadır.

Bir sporcu yıllarca yetiştiriliyor. Çocukluğundan itibaren antrenmanlara katılıyor, kuşaklarını tamamlıyor, müsabaka tecrübesi kazanıyor ve tam başarı basamaklarını tırmanmaya hazır hâle geliyor.

Ancak İstanbul’daki çok yoğun seçmelerde sürekli aynı dar kota engeliyle karşılaştığında zamanla umudunu kaybetmeye başlıyor.

Sporcu, “Ne kadar çalışırsam çalışayım ilk 8’e girmem çok zor” diye düşünüyor.

Veli, “Çocuğumuz yıllardır emek veriyor ama Türkiye Şampiyonası’nın kapısından bile geçemiyor” diyerek desteğini azaltabiliyor.

Bazen sporcu kendi isteğiyle, bazen ailesinin kararıyla, bazen de yaşadığı hayal kırıklığının etkisiyle taekwondodan uzaklaşıyor.

En acı tarafı da şudur: Bırakanlar yalnızca yeni başlayan çocuklar değildir.

Yılların emeğiyle yetişmiş, müsabaka tecrübesi kazanmış, zirveye çıkmaya hazırlanan, gelecekte millî takıma kadar yükselebilecek kalifiye sporcularımız da birer birer salonlardan ayrılmaktadır.

Bir sporcuyu yetiştirmek yıllar sürüyor; kaybetmek ise bazen tek bir seçme müsabakasına bakıyor.

Bu kayıp yalnızca sporcunun veya ailesinin kaybı değildir. Antrenörün yıllarca verdiği emek, kulübün yaptığı yatırım ve Türk taekwondosunun geleceği de kaybedilmektedir.

Kaş yapalım derken göz çıkarmamak gerekir. Türkiye Şampiyonası’nın kalitesini yükseltmek isterken, geleceğin şampiyon adaylarını daha yolun başında sistemin dışına itmemeliyiz.

Yetişmiş bir sporcunun kulüpten ayrılması, arkasından gelen küçük sporcuları da etkilemektedir. Çünkü yeni başlayan çocuklar kulüplerindeki başarılı büyüklerini örnek alır.

Onlarla aynı salonda çalışmak, onların madalyalarını görmek ve başarı hikâyelerini dinlemek çocuklara hedef kazandırır. Örnek alınan sporcular salonlardan ayrıldıkça, yeni başlayanların hevesi ve kulübe bağlılığı da zayıflamaktadır.

Böylece zincirleme bir kayıp ortaya çıkmaktadır:

Sporcu umut kaybediyor, veli desteğini azaltıyor, yetişmiş sporcu bırakıyor, yeni başlayan çocuk örnek alacağı sporcuyu kaybediyor ve özel spor kulüplerinin salonları giderek boşalıyor.

Salonlar bir günde boşalmıyor.

Önce bir sporcu umudunu kaybediyor, ardından bir veli vazgeçiyor, sonra başka bir çocuk arkadaşını takip ediyor. Damlaya damlaya göl olduğu gibi, birer birer yaşanan ayrılıklar da zamanla büyük bir sporcu kaybına dönüşüyor.

Bugün birçok özel spor kulübü yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil, bu sistemin meydana getirdiği sporcu kaybıyla da mücadele etmektedir.

Kirasını, malzemesini ve bütün giderlerini sporcu aidatlarıyla karşılamaya çalışan özel kulüpler için yetişmiş sporcuların ayrılması çok ciddi bir darbedir.

Federasyonumuzun yalnızca şampiyonalara kaç sporcunun katılacağını değil, mevcut kota sistemi nedeniyle kaç sporcunun taekwondodan uzaklaştığını da değerlendirmesi gerekir.

Başarı yalnızca kürsüye çıkan sporcuların sayısıyla ölçülmemelidir. Spora kazandırdığımız ve sistemin içinde tutabildiğimiz çocukların sayısı da başarı ölçüsü olmalıdır.

“İlk 8” kotası bu açıdan yeniden ele alınmalıdır. Çünkü kotayı dar tutarak organizasyonu küçültebiliriz; fakat aynı zamanda sporcuların hayallerini, özel kulüplerin geleceğini ve Türk taekwondosunun insan kaynağını da daraltmış oluruz.

Boşalan her özel spor kulübü, Türk taekwondosunun kaybettiği yeni bir yetenek kapısıdır.

Biz daha fazla çocuğun sporun içinde kalmasını, daha fazla özel kulübün ayakta durmasını ve yıllarca yetiştirilen sporcuların umutsuzluğa kapılarak tatamiden ayrılmamasını istiyoruz.

Temsil ve Faaliyet Baskısı da Dikkate Alınmalıdır

Kulüpler açısından federasyon faaliyetlerine katılmak yalnızca sportif bir tercih değildir. Faaliyet sayıları, kulüplerin federasyon içindeki temsili ve delege süreçleri açısından da önem taşıyabilmektedir.

Bu durum kulüplerin üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır.

Bir tarafta sporcuları müsabakalara götürme zorunluluğu, diğer tarafta ulaşım, konaklama, yemek, malzeme ve kayıt giderleri bulunmaktadır.

Özellikle kendi imkânlarıyla ayakta kalmaya çalışan özel spor kulüpleri için her faaliyet ciddi bir maddi yük anlamına gelmektedir.

Sistem yalnızca güçlü bütçeye ve geniş çalışma imkânlarına sahip kurumların devam edebileceği bir yapıya dönüşmemelidir. Küçük ve orta ölçekli spor kulüpleri de Türk taekwondosunun temel taşlarıdır.

Türkiye’nin en ücra mahallesinde bir çocuğun elinden tutup onu kötü alışkanlıklardan uzaklaştıran özel kulüp antrenörünün emeği de en az bir şampiyonluk madalyası kadar değerlidir.

Çözüm Mümkündür

Eleştirmek kolaydır; önemli olan çözüm önerebilmektir.

İstanbul’daki yoğunluğun azaltılması, yetişmiş sporcuların kaybedilmemesi ve daha fazla yeteneğin değerlendirilebilmesi için atılması gereken ilk adım, Türkiye Şampiyonası kotasının artırılmasıdır.

Miniklerde uygulanan ilk 16 kotası aynen korunmalıdır.

İstanbul grubunda yıldızlar, gençler, ümitler ve büyükler kategorilerindeki kota en az ilk 16’ya çıkarılmalıdır.

Sporcu katılımının ve müsabaka sayısının çok yüksek olduğu sıkletlerde ilk 24 kotası uygulanmalıdır.

Kota sayıları yalnızca bölge adına göre değil, o kategoride ve sıklette müsabakaya kayıt yaptıran gerçek sporcu sayısına göre belirlenmelidir.

Çok yoğun sıkletler için ilave kota veya ikinci seçme hakkı tanınabilir.

İstanbul grubu, gerekli görülmesi hâlinde Avrupa Yakası ve Anadolu Yakası olmak üzere iki ayrı seçme bölgesine ayrılabilir.

Grup seçmelerinde son 16 veya çeyrek final seviyesine ulaşan sporcular için federasyon sıralaması, sezon puanı ya da ek seçme müsabakası gibi ikinci bir değerlendirme sistemi kurulabilir.

Özel spor kulüplerinin antrenman kapasitesini artırabilmesi için belediyelerle ve kamu kurumlarıyla salon kullanım protokolleri yapılabilir.

Bunların hiçbiri İstanbul’a ayrıcalık tanımak anlamına gelmez. Tam tersine, sporcu yoğunluğunun ortaya çıkardığı dengesizliği ölçülebilir verilerle düzeltmek anlamına gelir.

Bu değişiklik yalnızca bir kontenjan düzenlemesi olmayacaktır. Sporcuların umutlarını koruyacak, velilerin güvenini artıracak ve özel spor kulüplerinin salonlarını yeniden canlandıracak önemli bir adım olacaktır.

Başarıyı Takdir Etmek, Eksikleri Söylemeye Engel Değildir

Türkiye Taekwondo Federasyonu Başkanımız Sayın Bahri Tanrıkulu’nun öncülüğünde Türk taekwondosu uluslararası alanda son derece önemli başarılara imza atmıştır.

Federasyonun açıkladığı verilere göre 2025 yılında uluslararası organizasyonlarda 140 altın, 118 gümüş ve 145 bronz olmak üzere toplam 403 madalya kazanılmıştır.

Bu rakamlar, Türk taekwondosunun uluslararası alandaki gücünü ve yapılan çalışmaların değerini açıkça göstermektedir.

Ayrıca 2028 Dünya Taekwondo Poomsae Şampiyonası’nın Türkiye’de düzenlenecek olması, ülkemiz adına büyük bir gurur ve son derece önemli bir kazanımdır.

Böylesine büyük bir organizasyonun Türkiye’ye kazandırılması, federasyon yönetiminin uluslararası ilişkilerdeki başarısının ve Türk taekwondosunun dünyadaki saygınlığının önemli bir göstergesidir.

Bu büyük başarılarda emeği bulunan Federasyon Başkanımız Sayın Bahri Tanrıkulu’nu, As Başkan Sayın Engin Sarıkaya’yı, Genel Koordinatör Sayın Bekir Türk’ü, yönetim kurulunu, teknik kurulları, millî takım antrenörlerini ve ay-yıldızlı bayrağımız için mücadele eden bütün sporcularımızı gönülden kutluyorum.

Uluslararası başarılarımızla gurur duyuyoruz. Bayrağımızın göndere çekildiği ve İstiklâl Marşımızın okunduğu her an hepimizin ortak sevincidir.

Başarıyı takdir etmek, eksik gördüğümüz konuları dile getirmemize engel değildir. Tam tersine, başarılı bir yapının daha da güçlenmesi için sahadan gelen seslerin dikkatle dinlenmesi gerekir.

Miniklerde ilk 16 kotasının uygulanması da federasyonumuzun gerekli gördüğünde sporcuların önünü açan olumlu düzenlemeler yapabildiğini göstermektedir.

Bizim beklentimiz, miniklerde gösterilen aynı güzel yaklaşımın İstanbul grubundaki yıldızlar, gençler, ümitler ve büyükler kategorilerinde de gösterilmesidir.

Bu Bir Muhalefet Yazısı Değil, Sahadan Gelen Bir Çağrıdır

Bu yazı Türkiye Taekwondo Federasyonu’na karşı yazılmış bir muhalefet yazısı değildir.

Bu yazı; yıllarını taekwondoya vermiş bir antrenörün, sporcu velisinin, özel spor kulüplerinin ve İstanbul’da mücadele eden çok sayıda sporcunun ortak sıkıntısını anlatan yapıcı bir çağrıdır.

Doğruyu söylemek muhalefet etmek değildir.

Eksik gördüğümüz noktayı dile getirmek, kuruma zarar vermek değil; kurumu daha güçlü hâle getirme arzusudur.

“Dost acı söyler” sözü boşuna söylenmemiştir. İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırarak konuşmak zorundayız.

Biz bu camianın içindeyiz. Federasyonumuzun başarılı olmasını, sporcularımızın çoğalmasını, kulüplerimizin ayakta kalmasını ve Türk taekwondosunun dünyada daha da güçlenmesini istiyoruz.

Federasyon Başkanımız Sayın Bahri Tanrıkulu’nun, As Başkanımız Sayın Engin Sarıkaya’nın, Genel Koordinatör Sayın Bekir Türk’ün ve federasyon yönetiminin sahadan gelen bu çağrıya kayıtsız kalmayacağına inanıyorum.

Çünkü onlar da sporculuktan, antrenörlükten, tatamiden ve bu camianın içinden gelmektedir. Sporcuların hangi fedakârlıklarla yetiştiğini, velilerin neler yaşadığını ve antrenörlerin bir sporcuyu yetiştirmek için kaç yıl emek verdiğini en iyi bilenler yine bu camianın yöneticileridir.

İstanbul’un Sesi Duyulmalıdır

İstanbul’da seçmelere katılan sporcu sayıları, her sıklette yapılan toplam müsabaka sayıları, bir sporcunun finale ulaşabilmek için yapmak zorunda kaldığı karşılaşma adedi ve Türkiye Şampiyonası’na ulaşma oranları bilimsel olarak incelenmelidir.

Bunun yanında seçmelerden sonra kaç sporcunun kulübünden ayrıldığı, kaç sporcunun müsabakalara katılmayı bıraktığı ve özel spor kulüplerinin sporcu sayılarında nasıl bir değişim yaşandığı da araştırılmalıdır.

Eğer rakamlar İstanbul’daki yoğunluğu ve sporcu kaybını açıkça ortaya koyuyorsa, kota sistemi de bu gerçeğe göre yeniden düzenlenmelidir.

Çünkü ölçmediğimiz bir sorunu çözemeyiz.

Sahada alın teri döken çocuklarımızın, fedakâr ailelerimizin, büyük ekonomik zorluklarla kulüplerini yaşatmaya çalışan yöneticilerimizin ve yıllarını bu spora vermiş antrenörlerimizin sesine kulak verilmelidir.

Talebimiz kimsenin hakkının alınması değildir.

Talebimiz, hak eden daha fazla sporcunun önünün açılmasıdır.

Talebimiz, miniklerde uygulanan güzel ve doğru ilk 16 kotasının diğer kategorilere de örnek olmasıdır.

Talebimiz, yetişmiş sporcuların umutsuzluğa kapılarak taekwondoyu bırakmasının önüne geçilmesidir.

Talebimiz, özel spor kulüplerinin salonlarının boşalmasının durdurulmasıdır.

Talebimiz, dünya mega kenti İstanbul’un büyüklüğünün, sporcu yoğunluğunun ve gerçek müsabaka şartlarının dikkate alınmasıdır.

Talebimiz ayrıcalık değil, hakkaniyettir.

İstanbul’a “ilk 8” kotası yetmemektedir. Yıldızlar, gençler, ümitler ve büyüklerde kota en az ilk 16’ya; sporcu yoğunluğunun çok yüksek olduğu sıkletlerde ise ilk 24’e çıkarılmalıdır.

Türkiye Taekwondo Federasyonumuzun bu konuyu yeniden değerlendireceğine, sahadan gelen görüşleri dinleyeceğine ve Türk taekwondosunun geleceği adına en doğru kararı vereceğine inanıyorum.

Çünkü güçlü federasyon; yalnızca madalya kazanan değil, sistemin içindeki bütün sporcularına umut verebilen, yetişmiş sporcularını kaybetmeyen ve özel spor kulüplerini yaşatabilen federasyondur.

Vahap Baran
Avrupa Birliği Gazetesi Spor Köşe Yazarı

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

SPOR YAPAN ÇOCUK, OKULDA DA GÜÇLENİR!

Kozanhan İnşaat

HIZLI YORUM YAP

HIZLI YORUM YAP

Yeni Slow Radyo